Bu başlık, ilk kitabım “Önyargınız Sonyargınız Olmasın”da yer alan bir bölümde yer alıyor. Hepimizin ne olduğunu bildiği ancak çoğunlukla varlığını koruyamadığımız bu kavramdan yine kitapta da yer verdiğim ve benim için kıymetli bir hikâyeyi burada paylaşarak bahsetmek istiyorum.
Yıllar önce kedim Duman’ı böbrek yetmezliğinden kaybettiğimde fazlasıyla sarsıldım. Ailelerine birer hayvan katanlar bilir; onlar artık ailenizin üyesidir. Haliyle kaybı da ciddi acı verir. Duman’ı kaybetme sürecimi anlatırken ağladığım bir arkadaşım “Yanlış anlama lütfen ama biraz abartmıyor musun? Sonuçta bir kedi.” demişti. Bense “Benim için sadece bir kedi değil.” demekle yetinmiştim. Yıllar sonra bu arkadaşım bir kediye yuvasını açtı. Birkaç ay sonra ağlayarak beni aradı. Kedisinin kaybolduğunu ve çaresiz olduğunu anlattı. Sakin olmasını söyledim. Kedisini arama çalışmaları iki gün içinde sonuç verdi. Yüz yüze geldiğimiz bir gün, Duman’ı kaybettiğim dönem bana söylediği sözü hatırlatarak “Şimdi beni anlıyor musun?” diye sorduğumda, verdiği cevap şu oldu: “Kedimin kaybolduğu gün, seni en iyi anladığım gündü.”
Hepimizim kendimizce bir bakış açısı, anlamlandırma biçimi var. Aynı bakış açısına ve anlamlandırma biçimine sahip olmasak da anlayabilmemizin tek yolu olan empati söz konusu olmadığında, o koşullar ve duygularla olayları değerlendir(e)mediğimiz için mevcut durum bizim için bir anlam ifade etmiyor. Tolstoy, “İnsan acı duyabiliyorsa canlıdır; başkasının acısını duyabiliyorsa insandır.” der. Empatinin özünde ‘yaşamak’ değil, ‘anlamak’ vardır ve sağlıklı iletişimler kurabilmemiz de empatik yönümüzü geliştirebilmemize bağlıdır.
Başkasının yeri mi?
Günlük hayatta ‘kendimizi karşımızdakinin yerine koymak’ şeklinde tanımlanır empati. Ancak burada önemli bir nokta var. Empati, karşımızdakinin duygu ve düşüncelerini anlamak; sempatiyse, onun duygu ve düşüncelerinin aynısına sahip olmaktır. Empatide objektif bir bakış açısı söz konusudur. Karşımızdakini anlarız, onun yerinde olsak aynı şeyleri hissedebileceğimizi düşünür; ancak onunla aynı duyguları paylaşmayız. Duygular devreye girdiği anda empati, yerini sempatiye bırakır. İlişkilerimizde özellikle acı, üzüntü, utanç gibi duygu durumlarını karşımızdakiyle birlikte yaşadığımızda biz de o sürecin bir parçası oluruz.
Empatik yönümüzü geliştirmenin ilk adımı, dinlemeyi öğrenebilmek, rol çalmamaktır. Başım ağrıyor diyene benim de ağrıyor demek, işimden memnun değilim diyene haline şükret demek, derdim çok diyene herkesin derdi var demek; aslında senin anlattıklarınla ilgilenmiyorum demenin başka versiyonudur. Her dinlediğinize cevap vermek, çözüm bulmak, öneri getirmek, nasihat etmek zorunda değilsiniz. Dinleyin, yeter. Hele bir de anlarsanız, ne mutlu…