YEZÎD’E LA’NET!...
Şî’a- Râfizî’ler’in ehl-i Beyti, bi’lhassa, Hazreti Hüseyin ve beraberindekilerin Kerbelâ’da şehid edilmelerini istismar etmeleri ve bu hususlardaki kesîf propagandaları sebebiyle, ma’alesef, ba’zı ehl-i Sünnet uleması bu kesif propagandanın te’siri altında kalarak, Yezîd’e la’neti tecviz etmişlerdir. Selef’den, müçtehid’ler ve salih alimler, Hulâsa ve diğer eser’lerde, Yezîd’e ve hatta, Haccâc’a la’netin uygun olmadığını söylemişlerdir. Zira, Resûl-i Ekrem, salla’llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz, “Namaz kılanlara, ehli Kıbleden olanlara la’netten nehy’etmiştir. Buna mukabil, Şî’a’nın propaganda te’sirindeki ba’zıları, hâşâ! Yezid, Hazreti Hüseyin radiya’llâhu anh’in katlini emrettiği anda kafir oldu. Bu halde, Hazreti Hüseyin’i katl’edene, katline emir verene, cevaz verene, rıza gösterene la’net caizdir, diyorlar. Bunlara göre, Yezid’in, Hazreti Hüseyin’in katline rızası, bundan dolayı sevinmesi ve böylece ehl-i Beyt’e ihaneti, lafzan olmasa bile ma’nen tevâtür derecesindedir. Huccetü’l-İslâm hâmid Ebû Muhammed ise, Yezid’in Hazreti Hüseyin’i katlettiği, katline emir verdiği ve rıza gösterdiği asla tesbit edilememiştir. Dolaysiyle herhangi bir Müslüman’a hiç tahkik etmeden katl gibi büyük bir günah (Kebîr’e), nisbet edilemez. Şerh-i Akâid Müellifi, Allâme-i Teftezânî, “Tafsilatı her ne kadar, Haber-i Vahide( meşhur ve tevâtür değil,) istinad etse de onun şenâti ( kötülüğü), hatta imanı hakkında teveffuk etmeyiz, Allah’ın la’neti onun ve ona yerdim edenlerin üzerine olsun,” der. Ba’zı ulemâ’da, “Farz-ı Muhal, Yezid’in Hazreti Hüseyin’i katlettiğini varsayalım, Yezid yine kafir olmaz ve la’nete layık görülemez. Hazreti Osman, Hazreti Hüseyin’den daha faziletli olduğu halde, Hazreti Osman’ı şehid eden tekfir edilmemiştir, Katil’de tekfir ancak Peygamberlik rütbesine hastır. Allah’ın Peygamber’lerinden birisini katl’eden ancak, kafirdir.
Hazreti Üstazımızın tashihi, Yezid’e la’net etmekle, Allâme-i Teftezânî’nin ayağı kaymıştır. Yezid’in Hazreti Hüseyin’i katlettiği, katline emir verdiği, rıza gösterdiği ve sevindiği hakkında hiçbir delil ve sahih rivayet yoktur. Bu bakımdan biz, Yezid’e asla la’net etmez, bu hususta sükûtü tercih ederiz,” “Ey İslâm Toplumu! Biz hayatta olduğumuz, ( evladımız) hayatta olduğu müddetçe Ashab-ı Resûlu’llâh’a kim herhangi bir iftirada bulunabilir.” Elbette, hak’etiği cevabı veririz.
“Ümm-i Haram( Bint-i Milhan) radiya’llâhu anhâ’dan rivayete göre: - Ümmetimden denizden gazâ eden ilk muhâribler (cennete girmeyi) hak etmişlerdir, dediğini işitmiştir. Ümm-i Haram demiştir ki; ben de - Yâ Resûle’llah! Ben de bunların içinde miyim? Diye sordum, Resûlu’llâh: - Sen onların arasında (cennete gidecek bir şehîd)sin! Diye cevab verdi. (Râvî kadın devamla) bundan sonra Resûlu’llâh : Ümmetimden Kayser’in ( Şarkî Roma İmparatorluğunun Merkezi olan İstanbul) şehrine gazâ eden ilk muhâribler için de yarlığanmak vardır! Buyurdu. – Ben bunların içinde miyim? Yâ Resûle’llâh!? Diye sordum. Resûlu’llâh : - Hayır! Diye cevab verdi. (Tecrid-i Sarîh/ Cild/ Sahife 337/ Hadis/1231)
“Enes İbn-i Malik demiştir ki: Resûlu’llâh teyzem Ümm-i Haram’ın ziyaretine gelirdi de o, kendisine yemek ikram ederdi. O sırada Ümm-i Haram, Ubâde İbn-i Sâmit’in nikahında idi. Yine bir gün Resûlu’llâh ziyarete gemdi. Teyzem yemek ikram etti ve Resûlu’llâh’ın başını tarayıp temizledi. Müteakiben Resûlu’llâh bir müddet uyudu, sonra gülümseyerek uyandı. Ümm-i Haram demiştir ki, ben: Yâ Resûle’llâh! Seni ne güldürüyor? Diye sordum. O: üstünde- Pâdişah’ların tahtlarına kuruldukları gibi- gemilere Kemâl-i ihtişamla binerek Allah yolunda deniz harbine gittikleri halde gösterildiler de ona gülüyorum buyurdu. Ben:- Yâ Resûle’llâh, benim de o deniz gazilerinden olmaklığım için Allah’a du’â buyursanız! Diye rica ettim. Resûlu’llâh da du’â buyurdu. Sonra Resûlu’llâh başını yastığa koyarak bir müddet daha uyudu. Sonra yine gülümseyerek uyandı. Yine ben:- Yâ Resûle’llâh! Niye gülüyorsunuz? Diye sordum. Resûlu’llâh: - Bu def’a da Ümmetimden bir kısmının pâdişahların tahtlarına kuruldukları gibi( kara nakliyeleri üstünde) debdebeli bir mevkib halinde gazâ’ya gittikleri gösterildi, buyurdu. Ben: - Yâ Resûle’llâh! Bunlar arasında da bir gâzî olarak bulunmaklığıma du’â buyursanız, dedim. Resûlu’llâh:- Hayır, sen birincilerden( deniz gâzî’lerinden)sin! Diye karşıladı. Enes İbn-i Maliek diyorki: - Hakîkaten Ümm-i Harâm, Muaviye İbn-i Ebû Süfyan’ın ( Şam Valiliği) zamanında ve onun kumandasında tertib edilen bu deniz gazasına iştirak etmiş, denizden çıkarken bindirildiği hayvandan düşerek gazâ yolunda şehî’den vefat etmiştir…