Sana ulaşmayan mektuplar biriktiriyorum
denizin ulaşamadığı bir kıyıda.

Her birinin içinde
söylenmemiş bir akşam var,
pencereden çekilmiş perdeler,
uyumayı unutmuş bir şehir
ve adını koyamadığım
uzun bir bekleyiş.

Bazen insan
bir kıtadan diğerine değil,
kendi içinden kendi içine göç ediyor.

Ben o göçün yolcusuyum.

Arkamda çocukluğumun paslı limanları,
önümde haritası olmayan sular...
Ne zaman bir gemi görsem,
içimde bir şey el sallıyor
ama bilmiyorum
giden mi benim,
yoksa bende kalan mı.

Sana uzaklığım
kilometrelerle ölçülmüyor artık.

Bir fincan kahvenin soğuması kadar yakın,
bir ömrün susması kadar uzak.

Adını denize söyledim dün gece.
Deniz cevap vermedi.

Belki de bazı isimler
söylenmek için değil,
içimizde yıllarca yankılanmak için vardır.

Uzak ülkelerin sabahlarında
hiç tanımadığım insanlar
ekmek alıyor şimdi.

Bir çocuk koşuyor kaldırımda,
bir kadın saçlarını topluyor,
bir adam eski bir şarkıyı mırıldanıyor.

Ve ben düşünüyorum:

Dünyanın öte ucunda
birinin kalbi kırılırken
benim göğsüm neden sızlıyor?

Belki duyguların pasaportu yoktur.
Belki özlem,
sınır kapılarında aranmaz.

Belki sevgi
denizi aşmanın en eski yoludur.

Bu yüzden sana göndermediğim son mektubu
bir şişeye koyup suya bırakmayacağım.

Çünkü deniz
her şeyi kıyıya çıkarıyor.

Ben bazı duygularımı
kıyıya vurmadan sevmek istiyorum.

Uzakta kalsınlar.

Bir ülke kadar uzak,
bir nefes kadar yakın.

Ve gece olduğunda
iki ayrı göğün altında
aynı yıldızın suskunluğuna bakıp,
birbirimizi bilmeden
aynı şeyi hissedelim:

Bazı insanlar
hayatımıza gelmez.

Bazı insanlar
hayatımızın karşı kıyısında
ışığı hiç sönmeyen
bir liman olarak kalır.