Aileden iş hayatına: Bir “artı” neleri değiştirebilir? Biz hayatımızdaki insanlara eksiklerini mi hatırlatıyoruz, yoksa potansiyellerini mi gösteriyoruz?

Bir önceki yazıda Plussing'in temel mantığından söz etmiştik:

Bir fikri yıkmak yerine onun üzerine bir şey koymak.

“Hayır, çünkü…” yerine, “Evet, ve…” demek.

Fakat Plussing'i değerli kılan yalnızca bir iletişim tekniği olması değil. Asıl önemli olan, bu yaklaşımın insan ilişkilerimize ve hayata bakışımıza yeni bir pencere açması.

Çünkü insanı değiştiren çoğu zaman büyük sözler değil, günlük hayatta kullandığı küçük cümlelerdir.

Ailede Bir “Artı” Bırakmak

Aile, Plussing'in en önemli uygulama alanlarından biridir.

Çünkü aile içerisinde söylediğimiz sözlerin etkisi, çoğu zaman sandığımızdan çok daha büyüktür.

Bir çocuğa: “Sen zaten matematikten anlamıyorsun.” dediğinizde yalnızca bir sınavı değerlendirmiş olmazsınız.

Çocuğun zihnine bir kimlik cümlesi yerleştirebilirsiniz:

“Ben matematikte başarısızım.”

Oysa: “Bu sınav istediğin gibi geçmemiş. Ama şu konularda başarılısın. Şimdi yanlış yaptıklarına birlikte bakalım ve bir sonraki sınav için neyi değiştirebileceğimizi bulalım.” dediğinizde başka bir mesaj verirsiniz:

“Başarısız olmadın; öğreniyorsun.” Aradaki fark çok büyüktür.

Çünkü başarısızlık bir sonuç olabilir. Ama başarısızlığı kimliğe dönüştürmek, insanın geleceğini etkileyebilir.

Evlilikte “Ama”ların Yerine “Ve”leri Koymak

Plussing'in yalnızca çocuk eğitiminde değil, eşler arasındaki iletişimde de önemli bir karşılığı var.

“Sen beni hiç dinlemiyorsun.”

“Sen zaten böylesin.”

“Ne söylesem anlamıyorsun.”

Bu cümleler bir tartışmayı çözmekten çok, karşı tarafı savunmaya geçirir.

Bunun yerine: “ Beni dinlediğinde kendimi sana daha yakın ve anlaşıldım hissediyorum. Bu konuşmamızda birbirimizi gerçekten dinlemeye biraz daha fazla zaman ayırsak nasıl olur?”

Sorun ortadan kalkmış değildir.

Fakat sorun artık bir saldırı konusu olmaktan çıkıp birlikte çözülecek bir meseleye dönüşmüştür.

Belki de sağlıklı ilişkilerin önemli sırlarından biri budur:

Karşımızdakini yenmeye değil, sorunla birlikte mücadele etmeye çalışmak.

İş Hayatında Plussing

Bir yöneticinin çalışanına: “Bu rapor çok kötü olmuş.” demesi kolaydır.

Fakat bu cümlenin çalışana ne kazandırdığı tartışmalıdır.

Bunun yerine: “Raporun veri kısmı oldukça güçlü. Sonuç bölümünü biraz daha sadeleştirir, net ifadeler kullanırsak yönetim açısından çok daha etkili olabilir.” dediğimizde aynı eksikliği dile getiririz.

Fakat çalışan bu kez kendisini başarısız biri olarak değil, gelişebilecek bir profesyonel olarak görür.

İyi yöneticilik, yalnızca hatayı göstermek değildir.

İnsanın daha iyisini yapabileceğine inanmasını sağlamaktır.

Bir ekip içerisinde sürekli birbirinin fikrini reddeden insanlar varsa, bir süre sonra kimse fikir üretmek istemez.

Çünkü yeni fikir üretmenin bedeli eleştirilmek olmuştur.

Oysa: “Fikrini söyle. Biz de üzerine bir şey koyalım.” kültürü oluştuğunda yaratıcılık gelişir.

Plussing ve Eğitim

Eğitimde de aynı durum söz konusudur.

Öğrenci düşük not aldığında:

“Yine çalışmadın.” demek kolaydır.

Ama daha önemli soru şudur: “Bu sonuç bize ne öğretiyor?”

Çünkü sınav sonucu yalnızca bir puan değildir. Aynı zamanda bir veridir.

Hangi konuda eksik olduğumuzu, hangi çalışma yönteminin işe yaramadığını, nerede daha fazla çaba göstermemiz gerektiğini gösterir.

Bu bakış açısıyla öğrenci: “Ben başarısızım.” demek yerine,

“Bu konuda daha fazla çalışmam gerekiyor.” demeyi öğrenir.

İşte eğitimde gerçek gelişim burada başlar.

Eleştiriden Katkıya

Plussing bize eleştirmeyi bırakmayı değil, eleştirinin niteliğini değiştirmeyi öğretir.

Bir fikrin eksikliğini söyleyebiliriz. Ama onun üzerine bir öneri koymalıyız.

Bir davranışı yanlış bulabiliriz. Ama nasıl düzeltilebileceğini de konuşmalıyız.

Bir projeyi yetersiz bulabiliriz. Ama onu geliştirecek bir yol önermeliyiz.

Çünkü yalnızca eleştirmek, sorunun bir parçası olmaktır.

Çözüm önerisi getirmek ise çözümün bir parçası olmaktır.

Belki de insan ilişkilerinde daha fazla ihtiyaç duyduğumuz şey budur:

Daha az yargı, daha fazla katkı.

Daha az suçlama, daha fazla çözüm.

Daha az “ama”, daha fazla “ve”.

Ve bütün bunların sonunda karşımıza çok önemli bir soru çıkar:

Biz hayatımızdaki insanlara eksiklerini mi hatırlatıyoruz, yoksa potansiyellerini mi gösteriyoruz?

Bir sonraki bölümde ise Plussing'i yalnızca başkalarına karşı değil, kendimize karşı nasıl kullanabileceğimize ve hayatı “eksilterek” değil “çoğaltarak” yaşamanın ne anlama geldiğine bakacağız.