Bir fikri yıkmak mı, üzerine bir şey koymak mı?

Hayatımız boyunca insanlarla konuşuyor, fikirler üretiyor, kararlar alıyor ve birbirimizin düşüncelerine dokunuyoruz. Kimi zaman bir fikri beğeniyor, kimi zaman eleştiriyor, kimi zaman da daha ortaya çıkmadan onu reddediyoruz.

Belki de günlük hayatımızdaki en büyük iletişim sorunlarından biri burada başlıyor.

P L U S S I N G01

Birisi bize bir fikir söylediğinde ilk refleksimiz ne oluyor?

“Olmaz.”

“Bunu daha önce denedik.”

“Bence işe yaramaz.”

“Sen bunu yanlış düşünüyorsun.”

Oysa aynı fikre başka bir pencereden bakmak mümkün.

“Bu fikrin güzel bir tarafı var. Bir de şunu eklersek nasıl olur?”

İşte tam burada Plussing kavramı karşımıza çıkıyor.

Plussing; bir fikri, düşünceyi veya projeyi yıkmak yerine, onun üzerine yeni bir şey koyarak geliştirme anlayışıdır. Kavramın kökleri Walt Disney'in yaratıcı çalışma kültürüne kadar uzanırken, daha sonra Pixar'ın yaratıcı süreçlerinde güçlü bir işbirliği ve geri bildirim yöntemi olarak öne çıkmıştır.

Temel kural oldukça basittir:

Bir şeyi eleştiriyorsanız, hemen ardından onu geliştirecek bir “artı” getirin.

Başka bir ifadeyle: “Hayır, çünkü…” yerine “Evet, ve…”

Bu iki yaklaşım arasındaki fark, aslında iki farklı insan ve iki farklı düşünme biçimi arasındaki farktır.

Birincisi kapıyı kapatır. İkincisi yeni bir kapı açar.

Fikirleri Neden Bu Kadar Kolay Öldürüyoruz?

Bir fikrin neden olmayacağını bulmak, çoğu zaman onu geliştirmekten daha kolaydır.

Bir projenin eksiklerini sıralayabiliriz. Bir çalışanın hatalarını söyleyebiliriz.

Bir çocuğun başarısızlığını eleştirebiliriz.

Bir arkadaşımızın kararını yanlış bulabiliriz. Fakat asıl marifet, eksikliği gördükten sonra şu soruyu sorabilmektir: “Peki bunu nasıl daha iyi hâle getirebiliriz?”

İşte Plussing'in asıl gücü burada ortaya çıkıyor. Çünkü yapıcı insan, yalnızca problemi gören insan değildir.

Problemi gördüğünde çözümün bir parçası olmayı seçen insandır.

“Bu proje eksik” demek kolaydır.

“Projenin temel fikri güçlü; hedef kitleyi biraz daha netleştirirsek etkisini artırabiliriz” demek ise yapıcı düşünmektir.

İlk cümle yargılar. İkinci cümle geliştirir.

“Evet, Ama” mı, “Evet, Ve” mi?

Günlük hayatımızda sık kullandığımız iki kelime vardır:

“Evet, ama…” İlk bakışta olumlu bir başlangıç gibi görünür. Fakat “ama” kelimesi çoğu zaman kendisinden önce söylenenleri gölgede bırakır.

“Fikrin güzel ama…”

“Çalışman iyi ama…”

“Proje başarılı ama…”

“Senin düşüncene katılıyorum ama…”

Ardından genellikle eksiklikler sıralanır.

Plussing ise “ama” yerine “ve” der.

“Bu fikir güzel ve buna şunu da ekleyebiliriz.”

“Çalışman iyi ve şu bölümü geliştirirsek daha başarılı olabilir.”

“Projenin temeli güçlü ve hedef kitleyi daha net belirlersek çok daha etkili olabilir.”

Çünkü “ve” düşünceyi kapatmaz. İleri taşır.

Belki de hayatımızda daha fazla “ve” ye, daha az “ama” ya ihtiyacımız vardır.

Hayatın İçinde Bir “Artı” Olmak

Plussing yalnızca şirketlerde, yaratıcı ekiplerde veya projelerde kullanılabilecek bir teknik değildir.

Aile hayatında da kullanılabilir. Eğitimde de… Dostluklarda da… Evlilikte de…

Hatta insanın kendisiyle kurduğu ilişkide bile…

Bir çocuğun odası dağınıksa:

“Sen zaten hiçbir zaman düzenli değilsin.” demek başka,

“Bugün derslerini zamanında bitirmen çok güzel. Şimdi odanı da toparlarsak günü daha güzel tamamlamış olacağız.” demek başkadır.

İlk cümle çocuğu tanımlar. İkinci cümle davranışı geliştirir.

İşte Plussing'in hayatımıza kazandırdığı temel bakış açısı budur:

İnsanı etiketleme; davranışı geliştir.

Bir insanın hatasını onun kimliğine dönüştürme. Bir başarısızlığı kader olarak görme.

Bir eksikliği son nokta kabul etme. Çünkü her eksiklik, doğru bakıldığında yeni bir gelişme alanıdır.

Ve belki de hayatı değiştiren en önemli soru şudur: “Ben bu duruma ne ekleyebilirim?”

Bir sonraki yazıda Plussing'in aile, eğitim, iş hayatı ve insan ilişkilerinde nasıl uygulanabileceğine; küçük bir kelime değişikliğinin nasıl büyük sonuçlar doğurabileceğine bakacağız.