- Sürekli böyle enerjik olmayı nasıl başarıyorsun?

+ Öyle mi görünüyorum?

- Evet, her zaman neşelisin. Hayat sana güzel yani.

+ Oysa içimde kocaman bir yorgunluk var.

Kimi zaman insanın en ağır yükü, kimseye göster(e)mediği yorgunlukları olur. Sırtımızda taşımasak da bu görünmez yükler zamanla ruhumuza ağır gelmeye başlar. Bir süre sonra da verdiğimiz duygusal emeğin tükenmişliğiyle baş başa kalırız. Sürekli iyi görünmek zorunda olanlar için bu yorgunluk daha fazladır. Çünkü iyi görünme çabası göstermek veya iyi görünme zorunluluğu hissetmek bize bir mesai harcatır. Saatle değil kalp ritmiyle, uykusuz geçirilen gecelerle ve iyi gelmeyen duygularla geçirilen bu mesai, kendimizle baş başa kaldığımızda ara ara “dayanamıyorum” diye fısıldar bize.

Günümüzde çoğu insan sadece çalışmaktan yorulmuyor. Birçoğu kendi olmaya çalışmaktan yoruluyor. Bedenlerden çok ruhları yorulan insanlar için “Nasılsın?” sorusunun cevabı, “Yorgunum ama anlatacak kadar mecalim yok!” cevabı verilemediğinden sadece bir “İyiyim.”e dönüşüyor. Kendini sürekli açıklamak, yanlış anlaşılmamaya ve iyi görünmeye çalışmak, yaşama telaşına dönüşüyor.

Minik çatlaklar

Görünmeyen yorgunluklar, kalbimizdeki ve ruhumuzdaki minik çatlakları oluşturuyor. Oradan içimize sızanlar, bizi çökertiyor. İlacının tabletler değil gerçeklikle konuşmak olduğu bu durumda toplumun da payı da oluyor. “Senin derdin dert midir, benim derdim yanında.” denerek “Çok takılma, geçer.” önerisiyle geçirilen sohbetler ediliyor. ‘Kahve keyfi’ ibaresiyle bir fotoğraf karesinden öteye götürülebilenler, minik çatlaklara büyük merhemler olabiliyor.

Ruhunuzdaki yüklerin, kalbinize ağırlık yapmaması için onları yok saymayın. Çünkü kabul etmediğiniz hiçbir şeyle baş edemezsiniz. Bu nedenle, önce içinizdeki sonra dışınızdaki sessizliği bölün. Bazen yapılacak en iyi şey sessizliği sözle bölmektir.