Son yıllarda tiyatro dünyasında en çok dolaşan cümle belli:

"Sanat iyileştirir."

Ne kadar havalı...

Ne kadar alkışlık...

Öyle ki bazen insan, bu cümle söylenince dünyanın bütün dertlerinin perde kapanmadan çözüldüğünü sanacak.

Oysa perde kapandıktan sonra gerçek hayat başlıyor.

İşin ilginç tarafı, bu sözü en çok tekrar edenlerin önemli bir kısmını yıl boyunca yarısı boş salonlara oynarken görüyoruz.

Ama salon dolduğu gün yüzlerde bambaşka bir ifade beliriyor.

Bir anda umut çoğalıyor.

Coşku artıyor.

Çünkü sadece salonlar değil, gişeler de doluyor.

Belki de yıllardır yanlış cümleyi duyuyoruz.

Sanat değil, önce gişe iyileştiriyor.

Sonra da doğal olarak cepler...

Bugün sosyal medyada birkaç duygusal cümle yazmak, siyah fon üzerine "Sanat iyileştirir." paylaşmak, vicdanın en ucuz makyajı hâline geldi.

Panel varsa oradalar...

Festival varsa ön sıradalar...

Ödül töreni varsa objektiflerin karşısındalar...

Ama gerçekten bir çocuğun hayatına dokunacak işlere gelince, o kalabalık bir anda dağılıyor.

Elbette bu sözler, ömrünü tiyatroya adamış, sessizce üreten gerçek sanat emekçilerine değil.

Onlar zaten sanatın iyileştirici gücünü anlatmaz.

Yaşatırlar.

Biz de 7 arkadaş “Gökhan Yetiş, Şelale Coşkuntuna, Tezgün Biçer, Sultan Ölmez, İshak Mecitoğlu, özel meleğimiz Selman Polat ve son oyunumuzda bize katılan Mehmet Kaya” ile tam bunu yapmaya çalıştık.

Ne büyük sponsorlarımız vardı...

Ne kırmızı halılarımız...

Ne de alkış toplamak için hazırlanmış süslü sloganlarımız...

Ben sadece Otizmli ve Down sendromlu özel meleklerimiz ile onların hayatlarını çocuklarına adamış aileleri için bir tiyatro oyunu yazdık.

Çünkü bazı oyunlar perde açmak için değil, insanların yüreğine dokunmak için yazılır.

Bu yolculukta aldığımız en büyük ödül ise ne bir plaketti ne de uzun alkışlar...

Bir gün ödül töreninden sonra özel meleğimiz Selman Polat yanıma geldi.

Elimi tuttu.

Gözlerimin içine baktı.

Ve hayatım boyunca unutamayacağım o cümleyi kurdu:

"Ben sahnede iken çok mutlu oluyorum."

İnanın...

O küçücük cümle, yıllardır dinlediğimiz yüzlerce sanat manifestosundan daha anlamlıydı.

Çünkü içinde gösteriş yoktu.

Kibir yoktu.

Reklam yoktu.

Sadece tertemiz bir mutluluk vardı.

Ama asıl yüreğimizi parçalayan an, son oyunumuzdan hemen önce yaşandı.

Kuliste hazırlanıyorduk.

Herkes sessizce sahneye çıkacağı anı bekliyordu.

Selman yanımıza geldi.

Masum gülümsemesiyle bize baktı.

Sonra öyle bir cümle söyledi ki, zaman durdu.

"Bu son oyunumuz... Ne olur bu oyunumuz iki saat sürsün..."

O an hiçbirimiz konuşamadık.

Çünkü Selman iki saat daha alkış almak istemiyordu.

İki saat daha mutlu olmak istiyordu.

İki saat daha kendini ait hissetmek...

İki saat daha sevildiğini hissetmek...

İki saat daha hayatın ona en güzel davrandığı yerde kalmak istiyordu.

Hepimiz sustuk.

Boğazlarımız düğümlendi.

Ve gözlerimizden istemsizce yaşlar süzüldü.

İşte sanatın iyileştirdiği an buydu.

Ne sosyal medyada yazılan süslü cümleler...

Ne televizyon ekranlarında edilen büyük laflar...

Ne de panellerde alkış alan klişeler...

Sanat...

Selman'ın "Ben sahnede iken çok mutlu oluyorum." diyebilmesidir.

Sanat...

Bir çocuğun "Ne olur bu oyun iki saat sürsün." diyecek kadar kendini değerli hissetmesidir.

Biz sanatın iyileştirici gücünü afişlerde okumadık.

Biz onu Selman'ın gözlerinde gördük.

Bu yüzden bugün hâlâ "Sanat iyileştirir." deyip hayatında tek bir çocuğun elinden tutmamış insanları gördüğümüzde sadece gülümsüyoruz.

Çünkü artık biliyoruz...

Bazıları için sanat, salonlar dolunca ceplerin de dolduğu bir meslek.

Bizim için ise sanat...

Bir çocuğun yüzünde oluşan o tarifsiz tebessümdür.

Ve eminim ki yıllar sonra kimse hangi oyunun kapalı gişe oynadığını, kimin kaç bilet sattığını ya da kimin ne kadar alkış aldığını hatırlamayacak.

Ama ben, Selman Polat'ın o masum sesi kulaklarımda çınladıkça aynı şeyi hatırlayacağım:

"Ben sahnede iken çok mutlu oluyorum."

İşte sanat gerçekten birini iyileştiriyorsa...

O, gişe hasılatını değil;

Bir çocuğun kalbini iyileştiriyordur.

Siz, siz olun “Sanat İyileştirir” diyenlere şu iki soruyu sorun!

Bugüne kadar kimi iyileştirdiniz?

Hayatınızda kaç kez bir engelli bireye, özel meleklere sahnenizde yer verdiniz?