2026 yılı Nisan ayının birinci haftasındayız, dünya milletleri ve devletleri diken üstünde. Çünkü ABD, İsrail ve İran üçlüsünün yaptığı ve yapmakta olduğu savaş devam ediyor. Sadece bu üç devlet savaşıyor amma dünya ekonomisi, çöküntü içinde global dünya da artık üç devletin anlaşmazlığı sadece o bölgeyi olumsuz olarak etkilemiyor. Dünyanın her ülkesini etkiliyor. Bakınız bu anlaşmazlıkların bütün dünyayı etkileyeceğini, savaşın kötü olduğunu yıllar önce -Mareşal olmasına rağmen- Mustafa Kemal Atatürk ne güzel özetlemiş:
“Bugün, bütün dünya milletleri, aşağı yukarı akraba olmuşlardır ve olmakla meşguldürler. Bu itibarla, insan mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar, bütün cihan milletlerinin huzur ve refahını da düşünmelidir. Dünya'da ve dünya milletleri arasında sükûn, dürüstlük ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur.
Onun için, sevdiklerime ben, şunu tavsiye ederim. Milletleri sevk ve idare eden adamlar, tabii ilkin kendi milletlerinin varlık ve mutluluğunu isterler. Fakat aynı zamanda, bütün milletler için aynı şeyi istemelidirler. Bütün dünya olayları, bize, bu durumu açıktan açığa ispat eder; en uzakta zannettiğimiz bir olayın bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz.
Bunun için, insanlığın hepsini bir vücut ve her milleti bunun bir organı saymak icap eder; bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir. Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık var ise, bundan bana ne dememeliyiz; böyle bir rahatsızlık olursa, tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla meşgul olmalıyız. Bu olay, ne kadar uzakta olursa olsun, bu esastan şaşmamak lazımdır. İşte bu düşünüş insanları, milletleri ve hükümetleri bencillikten kurtarır; bencillik, şahsi olsun, milli olsun daima fena telakki edilmelidir.
O halde, konuştuklarımdan şu neticeyi çıkaracağım; tabii olarak kendimiz için bütün gereken şeyleri düşüneceğiz ve icabını yapacağız. Fakat bundan sonra bütün dünya ile alakadar olacağız. Bir devlet ve milleti idare vaziyetinde bulunanların daima göz önünde tutmaları gereken mesele budur.”
Kısacası; Mustafa Kemal'in dünya devletlerinin ve tüm insanlığın barış içinde yaşamasını isteyen bu muhteşem tespiti, tanımı ve temennisi Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti’nin de dış politika İlkesi olmuştur
Dünya barışı için söylediği bu sözlerin diplomatik söylemi olan; “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesidir. Bu ilke 1961 ve 1982 Anayasalarında da yer alan Türkiye Cumhuriyeti'nin temel dış politika düsturudur. Devlet yönetiminde ve her türlü devlet faaliyetlerinde yönlendirici bir nitelik taşıyan, “Yurtta sulh, cihanda sulh'' ilkesi, sadece bir parola değil, aynı zamanda hukuk üstün bir kuralıdır. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi bir taraftan yurt içinde huzur ve sükûunu, güven içinde yaşamayı, diğer taraftan da milletlerarası barış ve güvenliği hedef tutan ilke olarak, hem iç politikanın hem de dış politikanın temel dayanağıdır.
Mustafa Kemal Atatürk; Yurtta sulh, cihanda sulh yani yurt ve dünya barışı ilkesi sözünü ilk defa 20 Nisan 1931'de seçim dolayısıyla millete beyannamesinde dile getirilmiştir; "Cumhuriyet Halk Fırkası’nın değişmez umumî siyasetini şu kısa cümle açıkça ifadeye kâfidir zannederim: Yurtta sulh, cihanda sulh için, çalışıyoruz." ifadelerinde bulunmuştur.
Mustafa Kemal'in “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü ile Mustafa Kemal demek istiyor ki: “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” görüşünü savunmayın. Yine Mustafa Kemal demek istiyor ki: Ey şahıslar, toplumlar, milletler ve devletler “peki bu yılan bir gün seni, çocuğunu, akrabanı, sevdiğini, mahallede birisini veya hiç tanımadığın bir insanı sokarsa ne yapacaksınız?
Öyleyse konuyu onun sözüyle bitirelim: “Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça, savaş bir cinayettir.”