Geçen haftaki yazımda, kitap okuma konusunda yaptığımız bazı açgözlülük ve hırsların bizi nitelikli okurdan alıp, nicelikli okura dönüştürdüğünden bahsederken; tüm bunların da o an elimizde bulunan aktif okuduğumuz kitabın hakkını tam anlamıyla veremememize sebep olduğunu anlatmıştım.

Yüksek rakamlarda koyduğumuz kitap okuma hedefleri ve buna bağlı gelişen kısa zamanda daha çok kitap okuma hırsı; elimizde okuduğumuz kitabı düşünmektense aklımızın okuyamadıklarımızda olması gibi durumlar gerçekten de bizleri işin sadece nicelik kısmına yöneltiyor ve elimizde olan kitabın ruhunu farkında olmadan kaçırmış oluyoruz.

Durum böyle olunca da bitirdiğimiz bir kitabı kütüphanemize yerleştirirken, vicdanımız rahat olmuyor. Çünkü kitaptan aklımızda kalanlar, sayfaların ruhumuza dokunabilmesi, satırları okurken bir yandan yazarı ile kurduğumuz bağ, kitabın bize kazandırdıkları yok denecek kadar az oluyor. O yüzden burada asıl meselenin nicelikli okur değil nitelikli okur olmak olduğunu; aklımızı, ruhumuzu ve konsantrasyonumuzu okuyamadıklarımıza ve hedeflerimize değil de elimizdeki kitaba vermemiz gerektiğini ifade etmiştim.

Geçen haftanın devamı gibi düşünebileceğimiz bu yazımda ise, nicelikli değil nitelikli okur olabilmek için; bir senede hakkını vermeden ve tam anlayamadan 100 kitap okumaktansa, kendisiyle her anlamda bağ kurduğumuz ve anlamlandırabildiğimiz 40 kitap okumak için; kendisini kütüphanemize kaldırırken vicdanımız rahat bir şekilde vedalaşabilmek için yapmamız gerekenlere yer verdim.

Hem böylelikle “Okuyorum ama aklımda bir şey kalmıyor.”, “Kitaba başladığımdaki heyecan ve tutkum bir süre sonra azalıyor.”, “Kitabı bitirdikten üç beş gün sonra kitapla ilgili neredeyse hiçbir şey dile getiremiyorum.” gibi endişe ve şikayetlerinize bir çözüm bulmuş oluruz.

Nitelikli bir okur olma yolculuğunda ilk durak, kitabın kapağını açmadan önceki zihinsel hazırlıktır. Çoğumuzun düştüğü hata, kitabı bitirilmesi gereken işler listesinden bir madde, çıkılan yolculukta bir an önce varılması gereken bir hedef gibi görmektir. Önce bu düşünceyi kafamızdan daha kitaba başlamadan atmak birinci kuraldır. Okumayı sonuç odaklı bir iş olarak görmek yerine, bu sürecin tadını çıkarın, sonuç zaten gelecektir. Çıktığımız bu yolculukta, yoldaki manzaranın tadını, ilk kez karşılaştığımız insanlarla yapacağımız sohbetin heyecanını, hiç bilmediğimiz bir şeyi keşfetmenin keyfini doya doya yaşayalım; bunların tadına tam anlamıyla varırsak yolculuğun sonu çok daha anlamlı olacaktır ve seneler sonra bile bu yolculuktan aklımızda anılar ve hatıralar kalacaktır.

Kitabı okurken, bırakın şu belirli periyotlarla kitapta kaçıncı sayfaya geldiğinize ve kitabın bitmesine daha kaç sayfa kaldığına bakmaya. Hem kitaba ayıp değil mi? O zaman niye davet ettiniz onu evinize, hayatınıza, dertleşmeye ve bir şeyleri paylaşmaya? Evinize gelen bir misafire, sürekli saatinize bakarak “Ne zaman gideceksiniz?” diye soruyor musunuz?

Kitap okurken o kitabı yaşayabilmek, ondan alınacak verimi en üst noktaya getirir ve kitabınızı bitirip kütüphanenize koyarken vicdanınız rahat bir şekilde vedalaşırsınız. Bunun da en önemli taktiği kitapta önemli gördüğünüz satırların altını çizmek, bu kıymetli sayfalara ayraçlar yapıştırmak ve yine sizde bir anlam ifade eden, sizin için kıymetli olan bilgi ve kısımları ajandanıza not almaktır. Hem bir cümlenin altını çizmek, o düşünceyi zihnimize mühürlemek, kitaba “Ben buradayım, seni duydum.” demektir. Ayrıca ama kitaba ama ajandanıza aldığınız notlar da o anki ruh halinizin ve birikiminizin fotoğrafıdır. Yıllar sonra aynı kitabı açtığınızda ya da bu kitapla ilgili not aldığınız ajandanızı açtığınızda, sadece yazarın kelimelerini değil, eski benliğinizin o kelimelere verdiği tepkiyi de bulursunuz.

“Tertemiz bir kitap, işlenmemiş, ekilmemiş, biçilmemiş verimli bir toprak gibidir, sadece verimlidir ama henüz faydası yoktur; notlar aldıkça ve satırların altını çizdikçe bu verimli toprağa tohumları atmaya, fideleri dikmeye başlarsınız ve pek kısa zaman sonra da ilk hasadınızı yaparsınız.”

Kitapların keyfini çıkarabilmenin ve onlardan kendinize bir şeyler alabilmenin en güzel yollarından bir diğeri de alıntılar alabilmektir. Bazen koca bir kitap tek bir alıntı ile gözünüzde canlanır ve canlanan bu görüntü sayesinde onlarca cümle dökersiniz başka başka diyarlara. Sayfalarda satırların arasına gizlenmiş sihirli cümlelerdir onlar. Ve aldığınız bu alıntıları mutlaka bir şeyle anlamlandırmaya ya da hikâyeleştirmeye çalışın.

Bir kitap bitirince, aklınızda kalanları satırlara mutlaka dökmeye çalışın. Buraya kadar vermiş olduğum taktikleri uygularsanız, bu kısmı çok rahat yapacağınıza emin olun. Belki ilk denemenizde beş cümle yazacaksınız, bir sonrakinde yedi cümle. Ama gün gelecek bir bakmışsınız, okuduğunuz bir kitabı ajandanızda sayfalar doldurarak inceliyor ve onu sizde kalan kısımlarıyla satırlarınıza işliyorsunuz. Bir kitaptan sizde dolu dolu birikim kalmasının en önemli taktiği budur.

Kitabı okuduktan sonra, neyi anlattığı ile ilgili ya da vermek istediği mesajlarla ilgili bir araştırma yapabilirsiniz. Günümüzün gelişen teknoloji çağında bunu birçok kaynaktan yapmanız artık çok kolaylaştı. Bu taktik kitapla ilgili sizlere, hem sizin bakış açınızdan farklı görüşler sunar hem de karşınıza çıkabilecek yeni detayları araştırmaya sevk eder.

Son olarak da yazarın hayatını mutlaka araştırın. Beş cümleyle de olsa, iki paragrafla da olsa, o kıymetli eserin yazarı hakkında mutlaka bir okuma yapın ve ajandalarınıza aklınızda kalmasını istediklerinizi ya da sizin için yazarla ilgili en önemli olan detayları not alın. Bu taktik bir süre sonra, kitapları okurken yazarlarla daha farklı bağlar kurmanızı, kitapları onların gözünden empati yaparak daha iyi değerlendirebilmenizi sağlayacaktır.

Okurken bir kitapla bağ kuramazsanız, okuduktan sonra kütüphanenize yerleştirmenizle beraber onlar, zamanında size rastlamış ama artık sırtını dönmüş karakterlerdir; ancak onları okurken bir yandan da kuvvetli bağlar kurmayı başarırsanız, kitaplarınızın her biriyle ruhunuzda izi kalmış ve hakkı verilmiş birer dostluk hikâyeleri yaratırsınız.