SANATIN İŞLEVİ BİRAZ KARAMSARLIKTAN GELİYOR.

14 Ekim 2019 Pazartesi 11:20
15 Okunma
SANATIN İŞLEVİ BİRAZ KARAMSARLIKTAN GELİYOR.


Bu sezon sizi 'Veronika'nın Dünyası'nda izledik. Oyunun kendi içinde çok etkileyici bir konusu var. Sahnelemeye nasıl karar verdiniz?

- Ben romanı 15 yıl önce okumuştum. İlk okuduğum anda 'Ben bunu sahneye uygularım' demiştim. Sonra hep başka işler girdi araya, ama geçen sezonun başında Cenk Tunalı Kılçık Tiyatro’da bana harika bir iş teklif etti. Partner olalım, sen bu tiyatronun patronu ol ve senin bir oyununu oynayalım’ diye rica etti. Harika fikirlerle dolduk. Şahane projeler düşündük ki hepsi yavaş yavaş hayata geçiyor. İlk adımı da ‘Veronikanın Dünyası’ oldu :)



- Siz mi yazdınız?

- Evet, 'Veronika Ölmek İstiyor romanını Paul Coelho’dan uyarladım.

Romanla arasında çok keskin çizgiler var mı?

- Fikir olarak kesinlikle. Ben romanın anlattığı konuyu çok sevdiğim ve sözlerini çok doğru bulduğum için uyarlamaya karar verdim. Ama fiziksel olarak baya farklılıklar var. Kızın bütün iç konuşmaları telefon konuşmalarına döndü, iki tane karakter vardı; Mari ve Zetka, onları tek karaktere dönüştürdüm. Delileri çok
daha eğlenceli yaptım. Oyunun içinde Yunuscan Kaya’nın yaptığı çok güzel, Özgün bir beste var. Bizim akıl hastanesi sahnelerimiz çok eğlenceli oldu. Bir de bazı sahnelerde izleyici Veronika'yı gerçekten öldü zannediyor, çünkü ben öyle sahnelemeyi tercih ettim. Her zaman seyircinin merakını diri tutmamız gerekiyor.

Veronika'nın ölmek istemesinin ana nedeni nedir?

- Aslında Veronika'nın asıl sorunu -Fight Club filminde de gördüğümüz- günümüz parçalanmış insanının robotlaşarak duygusuzlaşma hezeyanı. Aynı şeyi çevremizde tanıdığımız insanlarda da yaşıyoruz.

- Şuan gündemimizde bu olduğu için öne sürdünüz bu projeyi...

- Tabi ki. Zaten bir işi sahneleyeceğimiz zaman önce izleyiciye etkisini ortaya koyarız. İzleyici şu anda ne izlemek ister? Neyle kendini özdeşleştirebilir? ilk sorumuz budur.

- İzleyici odaklı tiyatro yapıyorsunuz.

- İzleyici yoksa tiyatro yoktur. Bu söz her zaman tiyatronun birinci kuralı olmuştur. Bir kişi izleyeniniz yoksa tiyatro olmaz.



Oyunun mottosu nedir? Ağır bir depresyon dünyasını mı anlatıyor yoksa her şeye rağmen yaşamak güzel mi diyor?

- Yaşadığımız bütün olumsuzluklara karşı insan olmanın rengini yitirmemeliyiz. Çok renkli bir şey insan olmak.

-
Veronika'nın Dünyası'nda bütün renkleri izliyor mu izleyici?

- Bence evet. Onu izleyiciye de sormak lazım (gülerek)



Ayçe Abana olarak Veronika'nın Dünyası'na baktığınızda hayatla ilgili korkularına, sorularına hak veriyor musunuz?

- Veronika'nın ölme isteği bana biraz şımarıkça geliyor. Ailesine ekmek götüremeyen insanlar var, çocuğu çok büyük hastalıklar geçiren aileler var... Onlar varken Veronika'nın 'çok hissizleştik, çok robotlaştık, o yüzden de kendimizi öldürelim' bakışı bana çok şımarıkça geliyor, ama tabi ki onu yargılamıyorum. O da ondan etkileniyor. Veronika'ya Allah daha büyük dert vermesin diye düşünüyorum (gülerek).

Veronika hayatından vazgeçtiği bir dönemde yeni bir hayat, yeni bir aşk, yeni dostluklar ile karşılaştı. Sizce hayatın insana anlatmak istediği şey bu mu?

- Ben her zaman bunu derslerimde de, yazdığım yazılarda da söylüyorum; hayat bize her saniye inanamayacağımız sürprizler yapabilen büyümemiş, koca bir bebek gibidir. Hayatta o kadar çok şans, gidebileceğimiz, dönebileceğimiz, dönüştürebileceğimiz o kadar çok yol ve fikir var ki, yeter ki buna inanalım.

Veronika'nın Eduard ile yaşadığı aşkı nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Son dönem ilişkilerine baktığınız zaman her şey fazla yüzeysel. İnsanlar birbirlerinin derinliğine inmiyorlar. İnsanların instagramdaki fotoğraflarına bakıyorsunuz bebek gibi bir şey. Tabi, bazı erkekler ve kadınlar şekilsel davranıp, onların fotoğraflarından sevgili seçiyorlar. Sonra fotoğraftan buluşunca, gerçek hayatta
karşınıza bambaşka bir şey geliyor. Doğal olarak bir anda soğuyorlar. Oyunun en değerli fikirlerinden biri, yüzeysel hiçbir ilişki yaşayamaz, ama derinlikli olan her türlü ilişki şartlar ne olursa olsun mutlaka sonsuza kadar yaşayacak gücü sürdürecektir.

Eduard'ı Veronika'mı hayata döndürüyor yoksa Veronika Eduard'ı mı hayata döndürüyor?

- Aslında ikisi de birbirine iyi geliyor. Bazı ilişkiler insanları değiştirir. Mesela siz çok tatlı bir insansınızdır, ama öyle illet biriyle birliktesinizdir ki, bir illet yanınız ortaya çıkar. Siz bile, kendinizi tanımlayamayacağınız, anlamayacağınız şeyler yapmaya başlarsınız. Her zaman için insanları var olduğu ortamla değerlendirmek
gerekiyor.

Veronika'nın dünyasında eksik olan şey neydi?

- En büyük arzu derinlik. Bu yüzeysel ve paralel çizgide hep bir yüzeysellik var. Artık çok küçük küçük konuşmaya başladık, insanlar birbirlerini dinlemiyorlar. Bize ilkokuldan beri öğretilen, 5 duyu organımızın olduğu. Aslında daha da fazla duyu organımızın olduğu ortaya çıktı, ama en pratik tanımdan gidersek, bunları layığıyla kullanmadığınız müddetçe siz yaşamıyorsunuz. Bakıyorsun, ama doğru dürüst görmüyorsun, duyuyorsun, ama doğru dürüst işitmiyorsun ve dinlemiyorsun, tat almaktan bahsediyorsun, ama her şeyi hızlı hızlı yiyip vakit ayırmıyorsun, tadına varamıyorsun, çok sevdiğimiz insanlara bile dokunmuyorsun, zaten koku almayı hiç saymıyorum. Ben İzmil'liyim, ortada yeşil diye bir alan asla kalmadı. Şuan 5 duyu organımız asla görevlerini yerine getirmiyor. Her şey eksik.

-Bu ilerleyen zamanlarda değişir mi?

- Ben insanlık konusunda çok umutlu olanlardan değilim. Sanatın da işlevi biraz karamsar olmaktan geliyor. Bizim insan olma geleneğimizi sanat biraz daha uzatacak ama bunların tam olarak kalıcı olması için yeterli değil. Hele ki teknolojinin bu kadar çok her şeyin üzerine yığılmışken sanat bir yerde yetersiz kalacak.

- O zaman siz sanatın acı olan, hüzünlü kısmından beslenenlerdensiniz?

- Hayat öyle. Hayat neyse, sanat da odur. Acı değil de gerçekçi olmak lazım. Ben bu anlamda çok romantik değilim, ama bu gerçekçilik de depresyona sokacak bir gerçekçilik değil. Veronika kadar depresif değilim.

Veronika'dan ne öğrendiniz? 

- Ben ilk okuduğumda çok etkilenmiştim. Aslında bu oyun, gerçek hayatta da yapılmış bir deney. Bir ölüm bilincini arttırarak nasıl yaşama bilincini güçlendirebiliriz sorusunun cevabını arıyor. Bu tür deneyler 70'li yıllarda çok fazla yapılıyordu. İntihar etmeyi düşünen çok fazla arkadaşım oldu. Ben hepsine bu kitabı hediye etmiştim. 15 yıldır zaman zaman bu kitabı alırım (büyük ihtimalle Veronika Ölmek İstiyor kitabının hepsini ben aldım (gülerek)) ve böyle durumlarda çevreme hediye ederim. Her türlü durumun içinden çıkılabilecek bir veya birden çok yol mutlaka vardır. Yeter ki, doğru insanlarla doğru zamanda karşılaşalım.

Veronika'yı sahnelemeye başladıktan sonra farklı bir gözle kitabı bir kez daha okudunuz mu?

- 100 bin defa daha okudum.

- Bakış açınız değişti mi?

- Hayır, değişmedi. Coelho'nun  verdiği mesaj benim için çok değerliydi ve o hiç değişmedi. Veronika'yı ben oynamayacaktım, ama oynayacak arkadaşımın programı değişti ve Veronika'yı oynamak bana kaldı.

- Veronika sizi seçti o zaman

- Evet, ama kafamda canlandırdığım, diyaloglarını yazarken hayal ettiğim Veronika ben değilim. Daha çıtpıtı küçük bir kızımız.

Aynı zamanda bu oyunla insanların hayatından içinde görmezden geldiği şeyleri gösteriyorsunuz. Bu oyun için insanlara farkındalık kazandırıyor diyebilir misiniz?

- Oyundan çıkar izleyicilerin çoğu, gerek mesaj yoluyla, gerek kendileri bireysel olarak gelerek net bir biçimde 'düşünmediğim birçok şeyi düşündüm. Artık hayatımda çok önemli adımlar atacağım' diyerek bize ulaşıyorlar. Benim için oscar almak gibi bir şey bu. Bir insanın hayatına eğer sanat aracılığıyla dokunabiliyorsanız bir oyuncu daha ne ister...

Toplum baskısı Veronika ve şuan gündemimizdeki Veronika'nın dünyasını paylaşanlar için etkileyici bir unsur. 

- Özellikle toplum baskısı, mahalle baskısı denilen şeyler özellikle kadınlarda başka bir tül perdesi oluşturuyor ve kadın başka bir tül perdesiyle yaşamak zorunda kalıyor. Bu tül perdesi düşünsel olarak bir şeyleri yırtmakta insanları zorluyor. Dokuz Eylül Üniversitesi'nde ders verdiğim sırada sınava gireceği zaman ailesinden gizli gizli giriyordu sınava. Anne babaları tiyatro yapmasını, oyuncu olmasını istemiyorlar. Öyle bir baskı ki bu, kimisi bu cesareti kullanıp sınava giriyor, kimisi aile baskısına yenilip hayallerini kalbine gömüyor. Bir baba bana gelip 'Kızım girmeyecek sınava! Hoca Hanım, siz de almayın!' diyordu. Bir de oyunculuk yapan bana söylüyor bunu 'ama siz Hoca Hanım olmuşsunuz' diyor, 'belki sizin kızınız da Hoca Hanım olacak'. Benim her zaman dengeli bir özel hayatım olmuştur. Oyuncu olmak absürt bir hayatının olması demek değil. Eğer anne babalar çocuklarına destek olurlarsa, arkalarında dururlarsa o çocuklar zaten saçmalıklara kanmıyor. Ben tiyatro okuyacağımı söylediğimde annem babam bana hep destek oldu.

Biraz da oyun dışındaki Ayçe Abana'dan konuşalım. Sizi yıllarca 'Hayat Bilgisi'nde rehber öğretmeni olarak izlemiştik. Şimdi de Arka Sokaklar dizisine dahil oldunuz. Biraz yeni dizinizden bahseder misiniz?

- Bir de Arka Sokaklar çok sevdiğim bir iş. Okul arkadaşım Özgür Ozan orada ve yıllar sonra birlikte oynamak harika oldu. Konuk olarak oradayım şimdilik ve çok memnunum.



Bu sene için sürekli bir televizyon dizisi projeniz var mı?

Evet, var ama henüz kesinleşen bir durum yok.


 Tiyatro ve Televizyonu bir arada yürütmek birinden birini topal bırakıyor mu?

- İyi bir oyunculuk eğitimi alıyorsanız ister kamera karşısında oynayın, ister 500 kişiye oynayın oyunculuğunuz asla değişmez.

Bu yeni sezon da tiyatroda neler yapacaksınız?

- Yeni projelerimiz var. Tiyatro Kılçık'da bir tane tiyatro oyunumuz var. Oyunun adı ‘Olduğu Kadar’. O da bir uyarlamadan yazılmış olacak.



Kimin hayatına ne kadar sanat yoluyla dokunabilirsek o kadar çalışıp, proje yapacağız. 



Prömiyer tarihi belli mi?

2 Aralık, benim doğum günümde

Yeni oyunun konusu komedi mi?

Evet, Çok komik bir oyun.  Hepimizde var olan korkularla başa çıkma yolculuğundaki 3 kişi...

Bu güzel sohbet için teşekkür ederim. Bana Veronika'nın Dünyasını bir kelime ile anlatabilecek misiniz?

- Benim için en önemli cümlesi şu: 'Bu dünyada hiçbir şey rastlantı sonucu meydana gelmez, her şeyin bir nedeni vardır.' Bence birbirine bağlı olmayan hiçbir zihin hiçbir hücre, hiçbir madde yok. Hepimiz birbirimize bağlıyız.
Son Güncelleme: 14.10.2019 11:20
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.