Sabır konusunda atalarımız öğütler vermişler; “sabır ile koruk helva olur (yani ekşi koruk tatlı üzüm olur. Tatlı üzüm pekmez olur, pekmez ile helva yapılır bütün bu işlemler için sabır gerekir.); sabır acıdır, meyvesi tatlıdır; sabrın sonu selamettir; sabr eden derviş muradına ermiş. vs…” Bütün bu öğüt verici sözlerle, insan-ı kâmil (yani olgun insan) olmanın zorluğu sonrası, mükemmelliğin önemli olduğu vurgulanır. Toplumsal olgunlaşmanın önemi vurgulanır.
Sabırlı olmanın en güzel örneklerini peygamberlerin yaşadıkları ile anlayabiliriz. Peygamberler tarihine dikkatle bakıldığında görülecektir ki her peygamber çok güzel huy, karakter ve sıfatlara sahiptir. Mesela; Hz. Eyüp âdeta sabrın timsali olmuştur. Bugün dahi metanet ve tahammül sahibi olan insanlara; “O’nda Eyüp Peygamber sabrı var” denir. Hz. Muhammed ise bu itibarla bütün peygamberlerin seçkinliğini ismi ve özelliğinde şahsında toplamıştır. Çünkü Hz. Muhammed, Hz. Âdem ile Hz. Yunus gibi tövbe ehli, Hz. Musa gibi cesur, Hz. İbrahim gibi hikmet sahibi, Hz. Yakup gibi mütevekkil, Hz. Yusuf gibi güzel, Hz. İsa gibi merhametli, Hz. Süleyman gibi kudretli özellikleri örnek aldı.
Ezcümle Hz. Peygamber, Kur’an’da ismi ve hikayesi zikredilen bütün peygamberlerin olgunluğunu kendisinde eksiksiniz olarak toplanan İnsan-ı Kâmil’dir. Bu sebeple Hz. Muhammed’e o peygamberlerin kıssalarından haber verilmiştir. Ve yine aynı sebeple Hz. Muhammed'e her imtihanına dair kıssalarda bir işaret ve alamet görmek mümkündür. Yeter ki kıssalar okunurken: “Allah’ın, Peygambere bu kıssayı anlatmaktan muradı ne ola!” diye tefekkür edilsin. Bu husustaki en güzel misallerden biri de Kur’an’ın kıssaların en güzeli olarak vasfettiği Yusuf kıssasında geçmektedir.
Bu kıssada Peygamberin hayatıyla paralellik gösteren birçok husus vardır. Hz. Yusuf, çocukken annesini kaybetmiş, 11 kardeşi tarafından kuyuya atılıp taşlanmış, bilahare yurdu olan Kenan ilinden ve sevdiklerinden koparılarak Mısır'a sürgün edilmişti. Orada geçirdiği uzun seneler boyunca rüya tabiri ilmine mazhar olmuştur.
Hz. Yusuf Mısır'da idareciliğe kadar yükselmiştir. Evvelce köle iken Mısır'a sultan olan ve yüzünün güzelliği dillere destan olan Hz. Yusuf, gençliği, güzelliği ve ahlaki değerleri ile Züleyha’nın dikkatini çekmiş ve nihayet Onunla evlenmiştir. Hz. Yusuf, pek çok sıkıntılara katlandıktan ve uzun yıllar hasretini çektikten sonra ailesine de kavuşmuştur. Bütün bu yaşananların ardından Hz. Yusuf kendisine kötülük eden kardeşlerini affetmiş ve onları bağrına basmıştır.
Hz. Muhammed de Hz. Yusuf gibi annesini kaybetmiş, öz kardeşleri olmasa da Mekke’liler tarafından her türlü eza ve cefaya maruz bırakılarak çok sevdiği Mekke’den Medine’ye hicret etmek mecburiyetinde bırakılmıştır. Burada uzun yıllar kalan Hz. Muhammed, Medine Belgesi (Dünyada ilk anayasa diyebiliriz.) ile bir siyasi birlik teşkil etmiş ve devlet başkanı olmuştur. Yine de sıkıntılı bir Medine hayatı geçiren Hz. Muhammed, Hz. Yusuf'un babası Hz. Yakup ile biraderi Bünyamin’e kavuşması gibi kutsal fetih ile Mekke’ye kavuşabilmiştir. Buradaki bir incelik de Peygamberin İslâm ordusunu Mekke’ye tek bir yerden sokmak yerine birkaç kısma ayırarak farklı yönlerde şehre girmelerini emretmiş olmasıdır. Bu olay bize Hz. Yakup'un Mısır'a gidecek olan oğullarının şehre tek bir kapıdan girmek yerine her birinin şehrin farklı bir kapısından girmesini salık vermesini hatırlatır.
Yusuf Kıssası, Hz. Muhammed için, zorlu hicret ve Medine dönemi boyunca hem zorluklara karşı bir sabır telkini hem de istikbaldeki başarının müjdesi idi. Ancak mesaj burada son bulmuyordu. Hz. Yusuf nasıl ki kendisini kuyuya atarak taşlayan ve babalarına Yusuf öldü diyerek yalan söyleyen kardeşlerini affettiyse Hz. Muhammed’de aynı şeyi yapacaktı. Nihayet Mekke fethediliyor, Peygamber mağdur olarak Medine'ye hicret ettiği topraklara bu defa bir devlet başkanı, büyük bir ordunun komutanı ve Mekke’nin fatihi olarak giriyordu. Evlerine sığınan Mekkeli müşriklerin canı ve malı emin kılınmıştı. Ancak yine de endişe etmektedirler. Zira O güzel Nebi’yi vaktiyle yalanlamış, namaz kılarken sırtına işkembe koyarak hakaret etmiş, geçeceği kumlu yollara ayağına batsın diye, dikenli çalılar koymuş (Bunu yapanlardan birisi de amcası Ebu Leheb idi.) kendisine türlü iftiralar atmış ve çok sevdiği çocukların eliyle Taif’te taşa tutmuşlardı. Bir insana yapılabilecek en ağır eza ve cefayı layık gördükleri O mübarek insan, şimdi karşılarında galip ve muzafferdi, güç ve kudret sahibiydi. Onlara istediğini yapabilirdi. Ancak insanlığa rahmet olarak gönderilen ve ümmetine karşı sevgisi pek şiddetli olan sevgili Peygamberimiz, onları affetti. Bu affın kaynağı Allah, misali de Hz. Yusuf idi:
“Bu kadar cürüm işlemenize rağmen bugün sizi affediyorum, sizi bugün kınamıyorum, aşağılamıyorum bile”. Bu sözden anlaşılıyor ki sonuç başarı ise gidişata merhamet gözüyle bakmak peygamber sünnetidir. Hz. Yusuf'un kardeşlerini affetmesi bunun en güzel örneğidir.
Şimdi kendi kendimize soralım acaba Hz. Yunus'un balığın karnında olması, Hz. İbrahim'in evladını kurban etmekle imtihan edilmesi, Hz. Nuh'un tufandan korunmak için gemi inşa etmesi, Hz. Musa’nın Kızıldeniz’i asası ile yarması, Peygamberlerin, Nemrut’lar ve Firavunlar ile mücadele etmeleri Hz. Peygamber’in hayatında hangi hal ve hadiselere tekabül ediyor ve burada Hz. Peygamber’e ne mesaj verilmek isteniyor! Bunu anlarsak, O’nu sevmek, O’na benzemek, O’nun sünnetiyle amel etmekle mükellef olan bizler bunda bir nebze olsun muvaffak oluruz.
Sonuç: Kutsal kitabımızın bildirdiği gibi, 124 bin ismi bilinmeyenler muhakkak iyilerdi. Amma 25 ismi bilinen peygamberlerin her birinde örnek alınması ne demektir. Buna tarihi olaylarda ibret alıp yaşamak demektir. Yani TARİH TEVAİL EDİYOR BU NEDENLE DE TEKERRÜR EDİYOR. Öyleyse her tekerrürde ibret almak gerekir