1946’da yapılan, “ Açık Rey, gizli tasnif,” hileli seçimienden sonra, az sayıda Demokrat milletvekiline rağmen, kahir ekseriyyeti, C.H.P.’den müteşekkil, Parlamento’da, Parlamento’dan önce C.H.P, grubunda uzun tartışmalar neticesinde görüşülerek kabul edilen, bir kanunla, Ankara Üniversite’sine bağlı,bir İlahiyat Fakültesi açılmasına, İmam- Hatip Mektep’lerinin yeniden açılmasına karar verildi. Devir, dünya’nın ikiye bölündüğü, soğuksavaş dövnemiydi, bir tarafta, Demirperde gerisindeki otoliter, Kominizm dünyası, diğer tarafta, İkinci cihan harbi sonrası, demokrasi, insan hakları, din ve vicdan hürriyyeti rüzğarlarının estiği Batı dünyası…
Sovyet Sosyalist Birliği, Türkiye’yi açıkça tehdid ediyor, Vilyâti Selâsiye’i( Doğudaki üç vilayetimizi topraklarına katmakla tehdid ediyordu. Yeni teşekkül eden T.B.M.’de, Fatin Gökmen, Tahsin Banguoğlu gibi genç milletvekilleri, Tek parti zulüm ve istibdadının daha uzun bir müddet devam edemeyeceğini, Zulüm derecelerindeki din düşmanlığı’nın uzun sürmeyeceğini söyleyerek, C.H.P.’nin Meclis Grubuna bu teklifi sunmuşlardı.Teklif, C.H.P., Grubunda çok sert tartışmalara sebeb olmuştu. Ba’zı, milletvekilleri, “ Biz, medreseleri kapattık, Şer’yye ve Evkâf Vekâletini lağvettik, devrimlerle, dini bütünüyle Türk Toplumundan uzaklaştırdık, şimde ne oldud da, İlahiyat Fakültesi açıyoruiz, İmam- HATİP Mektep’rini yeniden açıyoruz,” diye i’tirazda bulunurken, diğer ba’zıları, “ doğrudur, medreseleri kapattık, Şer’iyye Vekâletini lağvettik, Şer’î bütün, hükümleri kaldırdık, fakat, haricen ne yaptıysak, bu Millet’in dinine bağlılığı’nın önüne geçemedik. Merek buyurmayanız, bu kanunla, kuracağımız İlahiyat Fakültesiyle, açzacağımız İmam- Hatip mektep’lerinde yetiştireceğimiz yeni din adamları eliyle, dini, minber’den, mihrab’dan ve kürsü’den tahrip edeceğiz.” Diye. Cevap vermişlerdi.
T.C.’nin 2. Diyanet İşleri Reisi, M.Şerafeddin Yaltkaya’nın vefatı üzerine, 24.04.1947 tarihinde, 1924’den bu tarihe kadar, Diyanet İşleri Reis Muavini, Diiyanet Müşâveri Hey’eti Aza’sı, Diyanet Müşavere Hey’eti Reisi olarak vazife yapan, Merhum, Ahmed Hamdi Akseki, Diyanet işleri Reisi VE olarak ta’yin edildi.09.01.1951 tarihinde ebediyyete intikali üzerine, üç yıldan daha kısa bir müddet, vazife yapmış olmasına rağmen, büyük hizmetleri olmuştu. Merhum, Ahmed Hamdi Akseki Diyanet İşleri Reisliğine ta’yin edilinceye kadar, Diyanet İşleri Reisliği’na çok az sayıda kadro vardı. Bırakınız ilçe’leri, pekçok vilayette bile müftü yoktu. Vaiz’lik kadrosu ise hiç yoktu. Az sayıda imam-Hatip’lik, yine çok az sayıda hatip’lik, evet, sadece, Cum’a ve bayram hutbelerini okuyan, Cum’a ve bayram namazlarını kıldıran hatip’ler vardı. Fatih Cami’i Hatibi, Bayezid Cami’i Hatibi gibi.Esâsen, kadro olsa bile, bu kadrolara ta’yin edilebilecek yetişmiş, eleman yoktu. Medrese’ler kapatıldıktan sonra Adalet Teşkilatında vazife alanların dışında az sayıda, müftülük için müracaatta bulunanlar ta’yin edilmişlerse de, ancak, belli illerde müftü bulunuyordu.
Merhum, Ahmed Hamdi Akseki’nin Diyanet İşleri Reisliğiu’ne ta’yiniden sonra, Mürşid-i Kâmil ve Mükemmil, Medâr Mürşid ve Müceddid, Süleyman Hilmi Silistrevî( k.s.) Efendi Hazret’leri, sık sık Ankara’yı teşrif’le, Merhum,Ahmed Hamdi Akseki ve Müşâvere Hey’eti Resi ve azaları arkadaşlarını ziyaret eder, 2 Medrese’lerini kapatılmasının ardından bunca yıl geçti, karanlık bir fetret devri yaşandı. Arada geçen boş zamanları da telâfî daha çok gayret edilmesi hususunda kendilerini teşvik ederdi. Onlara, “ Ben, geceyi-gündüze katarak, okutayım, yetiştireyim, Karadeniz Bölgemizde, Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizdeki eliöpülesi ba’zı hoca’larımız yetiştirsinler, onları da teş^vik edelim, Siz de Diyanet İşleri Reisliği olarak bundan sonra her altı ayda bir, Müftülük-vaiz’lik imtihanı açınız, kazananları boş kadro’lara ta’yin ediniz,” diye hep teşvik ederdi.