On yılı aşkın süredir makine mühendisi olarak özel sektörde çalışıyorum, bu süre boyunca da birkaç büyük fabrikada çalışma ve tecrübe edinme imkânı buldum. Mevcut iş yerimde ise kariyer hayatım üçüncü yılını doldurmaya doğru ilerliyor. Plastik enjeksiyon ve plastik ekstrüzyon ile üretim prosesleri yıllardır içinde bulunduğum sektör oldu benim için. Tabii bu tarz endüstriyel tesislerde çok kıymetli bir grup bulunuyor ki o grubun adı “ara elemanlar”.
Ara eleman sınıfı tüm üreticiler için, tüm endüstriyel tesisler için en kritik sınıf. Çünkü ara eleman sınıfın kaliteli ise sorunsuz üretim yaparsın, kaliteli üretim yaparsın, bakım konularında zorluk yaşamazsın, kestirimci ve otonom bakımlarını sorunsuzca yaparsın, anlık arızalarda sorunu daha kısa sürede çözersin, üretimde oluşan problemler ve kalite hatalarında duruma daha çabuk müdahale edersin, iletişim ve e-posta yazışmaları daha kaliteli olur, en önemlisi de sürekli gelişime ve inovasyona açık olursun. Ancak ara eleman sınıfın donanımsız ise, bu grupta bulunan personellerin yetkinlik matrislerinin içi boş ise vay o üretim yapan tesisin haline.
Senelerdir bu sektörün içinde olmam da ara eleman sınıfı ile ilgili iyice gözlem yapabilme fırsatını sundu bana ve bu konuda yeterli tecrübeyi kazanmama vesile oldu. Bu sınıf maalesef giderek kötüye gidiyor. Şimdinin emekli konumundaki ara eleman grubu eski kuşak olduğu için daha saygılı, daha bilgili ve kendini hem zamanında okulunda hem de çalıştığı fabrikalarda geliştirerek iyi bir seviyeye gelmiş durumda. Bu kuşaktan bir sonraki kuşak yani 75 ve 90’lar arası kuşak da yine kendisini geliştirmiş ve gelişime açık, en önemlisi de saygılı. Ancak son yıllarda mezun olarak fabrikalara iş başı yapan ara eleman sınıfı ne yazık ki iyi durumda değil ve giderek kaliteleri düşüyor. İçi boş, donanımsız, bilgisiz, saygısız ve vurdum duymaz bir ara eleman grubu doğmuş durumda.
Tabii ki genelleme yapmak kötü ancak benim gözlemlerime göre son dönem mezun ara eleman sınıfı statüsündeki kadroların % 90’ı berbat halde. Bu durum net bir şekilde fabrikalara yansıyor, oralarda hem üretim hem bakım hem de insan kalitesinin düşmesine sebep oluyor. Tabii bu kalan % 10’luk kısımdan da pırlanta gibi gençler çıkabiliyor. Kendisini geliştirebilen, okulundaki eğitim süresince kendisine bir şeyler katan gençler mutlaka çıkıyor. Geleceğim konu tabii ki meslek liselerinin kötüye gidişi ve buradaki eğitim sistemi ancak kendisini geliştirmeyi başaran bu % 10’luk kesimin de bu sisteme rağmen bir şeyleri başarması harika. Bu % 10’luk kesimin saygılarına gelecek olursak da kesinlikle iyi bir aile yaşamından geldikleri belli oluyor.
İlerleyen yıllarda bu ülkenin en büyük ihtiyaçlarından biri şu olacak: Kaliteli bir berber, yetenekli bir cnc ve torna ustası, alanında uzman bir oto tamir ustası, işinin ehli bir tesisat ustası, fabrikalarda vardiya amiri statüsünde çalışan yetenekli bir usta ya da arızayı tespit ederek sorunu çözebilecek bir mekanik bakım ustası, yetenekli bir terzi. Bu liste daha uzayıp gidebilir ve ben birçok meslek yazabilirim. Ancak en kritik gördüğüm grupları belirtmek istedim. Peki neden ülkenin ileride en büyük ihtiyaçlarından birisi bu olacak? Çünkü aile hayatlarında, eğitim sisteminde ve endüstri meslek liselerinde gelinen son durumdan dolayı.
Eğitim sisteminden önce öğrencilere gelmek istiyorum. Tamam biz sistemi iyileştirmeliyiz ve daha verimli meslek liseleri yaratmalıyız ancak işin % 60’ı eğitim sistemiyse, kalan % 40’ı da kesinlikle aile ve öğrencide bitiyor. Son yıllarda yanıma meslek liselerinden staj için gelen öğrencilerde ilk gözlemlediklerim, saygılarının bitmiş olması.
Burada da gelen öğrencilerle sohbet ettiğimde de ilk izlenimlerim genelde bu öğrencilerin olumsuz aile hayatı oluyor. Genellikle anne baba problemleri yaşanan ya da anne babanın ayrı olduğu aileler, çocuğunun eğitimini ve gelişimini takip etmeyen hatta veli toplantılarına bile gitmeyen aileler, çocuğuna sadece harçlık vererek işin biteceğini düşünen aileler, kısacası çocuğunun ne yaptığından bihaber sorumsuz aileler bu durumun kök nedeni. Bu sefer de öğretmenine ve büyüklerine saygısız bir öğrenci popülasyonu meydana geliyor. Bu tarz çocukların büyük bir çoğunluğu da ne yazık ki meslek liselerine veriliyor. O yüzden eğitim sisteminden önce o sisteme monte edilecek çocuğu doğru yetiştirmemiz gerekiyor, yani iş önce ailede bitmelidir.
Çocuklarımızla sürekli ilgilenmeliyiz, evin içinde huzurlu ve sevgi dolu bir aile ortamı yaratmalıyız, toplum ahlak ve görgü kurallarını en iyi şekilde öğretmeliyiz, üzerlerine titremeliyiz, eğitiminde en ufak detaya kadar ilgilenmeliyiz ve her gün onlarla okulu ve dersleri ile ilgili karşılıklı konuşmalıyız, kitap okuma alışkanlığı kazandırmalıyız, sosyal medyayı sınırlı sürede ve doğru kullanmalarını sağlamalıyız, verdiğimiz harçlığı nereye ve nasıl harcadıklarını takip edebilmeliyiz ve minik minik harçlıklar biriktirmelerini sağlayarak yatırım yapabilme alışkanlığını kazandırmalıyız, onlara başarı hedefleri koyup sonunda ödüllendirmeliyiz ki onlar size yeni projelerle ve başarı hikâyeleri ile gelsinler, olumsuzluk ya da hatalarında ise durumun nedenini çözerek bir daha olmaması için ne yapmamız gerektiği ile ilgili onlara kızmadan aksiyon almalıyız. Bunları başarabilirsek öncelikle meslek liselerine gidecek saygılı, ahlaklı, bilinçli gençleri yaratmış olacağız. Yani ilk iş ailedeki eğitim idi. Bundan sonra ise sıra meslek liselerine geliyor.
Şimdi, eğitim sistemi ile ilgili aslında meslek liselerinden bile önce, işin başlangıcına gitmek istiyorum. İlkokullarda çocuklara matematik, fen, sosyal bilgiler gibi dersleri yüklemeye başlamadan önce, ilk sene kültür, sanat, ahlak kuralları, çevre ve doğaya saygı, hayvan sevgisi, toplum örf ve adetleri, aile kavramı, dil öğrenmenin önemi, kitap okumanın önemi, trafik kuralları, önemli sanatçılarımız ve eserleri, Mustafa Kemal Atatürk ve hayatı, vatan sevgisi, dünya tarihindeki önemli yazarlar ve eserleri, dünyanın önemli ressamları, düşünürleri gibi tüm sanatçılarıyla beraber bunların eserleri anlatılmalı ve öğretilmelidir. Ardından diğer dersler müfredatlara girmelidir ve diğer dersler müfredatlara girse bile bu üstte yer verdiğim dersler de dönem boyunca her yarı yıla bir iki tane ders koymak şartıyla devam ettirilmelidir, yani sadece birinci sınıfla sınırlı kalmamalıdır. Böyle bir ilkokul planlamasından sonra entelektüel genç beyinlerin ilk ışıklarını görmüş olacağız. Sonuç olarak derslerden önce çocuklara belli değerleri, belli kanonları öğretmemiz gerekiyor.
İyi bir aile ortamında yetiştirilen çocuklarla ve üstte yer verdiğim bir ilköğretim sistemi ile işin ilk adımlarını atmış olacağız. Bu koşullarda yetişen çocuklar orta öğrenimlerinden sonra da meslek liselerine kendileri seçerek gitmelidirler. Bunun için de meslek liselerini cezbedici hâle getirmek için ince dokunuşlar yapılması gerekiyor
Mekanik, elektrik, torna, cnc, mobilya gibi tüm alanlarda öncelikle eğitim sistemi işin uzmanlarına bırakılarak; bu uzmanların eğitim planı, fikirleri ve öğretim şekilleri müfredatlara uygulanmalıdır. Çünkü bu alanları çocuklara doğru ve verimli şekilde öğretebilmemiz için işin ehli kadro bu sistemin beyin takımını oluşturmalıdır.
Tüm branşlarla ilgili “takım çantası” dediğimiz alet, edevat ve cihazlar tüm okullarda ilgili bölümün uygulama laboratuvarlarında yer almalıdır. Ve tüm bu alet, edevatlar ve cihazlar çocuklara en iyi şekilde öğretilmelidir. Biz de mi? Şu an mı? Mekanikten mezun bir çocuk kumpas görmemiş, gören de kullanmayı bilmiyor.
İlgili dallara atanan çocuklar en az dört sene sürecek, stajlarla donatılmış uygulama ağırlıklı kaliteli bir eğitimin ardından, bölümlerini bitirince devletin kuracağı sistem ile kendi bölümleri ile ilgili yerlere istihdam edilmelidirler. Okula girerken akıllarında “Ya meslek lisesine girdik de mezun olunca ben ne olacağım?” kaygısı asla olmamalıdır. Dört senelik eğitimi boyunca da hem dönem sonu yaz stajları hem de dönem için stajları en verimli planlamalarla öğrencilere sunulmalı. Bu planlamalar da alanında uzman kişilerin oluşturacağı takvimlere göre yapılmalı ve tüm öğrencilerimizin bu stajlarını en efektif şekilde yapmaları sağlanıp, denetleme ve kontrolleri sınıf öğretmenleri tarafından bireysel olarak tek tek yapılmalıdır.
Branş derslerinin yanında İngilizce eğitimi, kendi dalı ile ilgili bilgisayar programları ve ileride karşısına çıkabilecek ön görülen bilgisayar programları mutlaka müfredatlara konulmalıdır. Yine branş derslerinin yanında temel dersler olan matematik, fen, coğrafya, tarih ve edebiyat gibi dersler en verimli şekilde yer almalıdır. İlkokul dönemimde yer alması gereken kültür ve sanat dersleri, ahlak kuralları, toplum örf ve adetleri, kısacası onları saygılı ve entelektüel yapacak tüm dersler de bu dört yıl planlamasına yayılarak, sürdürülebilir şekilde uygulanmalıdır.
Terzilikten tutun da berberlik ve bunun gibi tüm meslek dalları da çıraklık eğitim sistemi ile bu üstte yer verdiğim kalitede bir planlama ile lise seviyesinde gençleri yetiştirebilmelidir. Meslek liselerini ve çıraklık eğitim liselerini seçilebilir hâle getirmemiz çok önemli. Ama eğitim kalitesiyle, ama alet edevat ve tezgâh zenginliğiyle ama okul sonu istihdam garantisiyle çocuklar için cezbedici hâle getirebilmeliyiz. Liseye geçme aşamasında olan bir çocuk, içinden gelerek ben terzi olacağım, ben tornacı olacağım, ben mekanik bakımcı olacağım diyebilmeli ve bu sebeple de meslek lisesine ya da çıraklık eğitim lisesine gitmek istemelidir.
Güzel bir aile ortamında ilk eğitimin verilmesiyle ve üstte yazdığım bir ilkokul eğitiminden sonra finalde yine üstte yer alan bir meslek lisesi eğitimini de alınca, sanırım içi dolu, donanımlı, entelektüel ve saygılı bireyler sanayilere ara eleman statüsünde adımlarını atmaya başlayacaktır.
Demek ki işin özü de sadece meslek liseleri değilmiş; aile eğitimi, aile ortamı, ilköğretim sistemi ve son olarak meslek liseleri. Daha saygılı, daha donanımlı ve daha vasıflı ara elemanlar kazanabilmemiz için, hepsine dokunmamız ve hepsini iyileştirmemiz gerekiyor. “Meslek liselerinden bir şey olmaz.” demek ülkemize ve geleceğimize en büyük ihanettir. Mevcut sorunları görmezden gelerek, o çocukları boş vermek demektir. Meslek liselerinden çıkan gençlerimiz bizim katma değerimizdir, üretici kadromuzdur. İyi üretirsek, marka oluruz. Daha çok marka olursak daha çok ihracat yaparız. Daha çok ihracat yaparsak ve global markalar yaratırsak da cari açığın kapanmasına fayda sağlarız. Bunun için donanımlı ve yetkinlik matrisleri dolu üretici ara eleman kadrosuna ihtiyacımız var.
Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın.