Bir yola çıkmışsınız ve gideceğiniz yer için, tabelanın birisi sağ tarafa dönmenizi diğeri ise düz gitmenizi söylüyor; ya da bir sınava girmişsiniz ve kaynak serbest, ancak ilgili soruyla alakalı sayfayı bir açıyorsunuz ve size iki ayrı formül sunulmuş ama ikisinin de cevabı farklı çıkıyor, peki hangilerini seçeceğiz?

Artık bir şeyler araştırırken, bir sesli blog dinlerken ya da bir metin okurken ben bazen tam olarak bu çelişkinin içine düşüyorum. Sağa mı döneceğim yoksa düz mü gideceğim? İlk formülü mü kullanacağım yoksa ikinci formülü mü?

Dijital çağın gelişmesiyle, yapay zekânın her şeyde sorgusuzca kullanılmasıyla, blog sitelerinin yaygınlaşmasıyla, bir konunun altına bilir bilmez herkesin hemen her platformda çok kolay bir şekilde yorum yapabilmesiyle, hemen herkesin artık yakasına bir mikrofon takarak uzmanı olmadığı bir konu hakkında video yayınları yapmasıyla, televizyonlarda bile bilimsel bir konu olan depremden tutun da edebi bir konuya bile birinin siyah derken diğerinin beyaz demesiyle karşılaşıyoruz. Kimileri bunları art niyetli olarak yapmıyorken, yani cahilliğinden ya da saflığından yapıyorken; bunlara ilave olarak, sırf prim yapmak ya da yankı odalarında takipçi artırabilmek adına kasıtlı olarak yanlış, zıtlık yaratıcı ya da yanıltıcı bilgiler sunan insanlar da eklenince doğru bilgiye ulaşmak adına tünelin ucu iyice görünmez bir hal alıyor.

Yükselen dijital çağ ile gelen bilgi kirliliği sonucu oluşan dezenformasyon ve mezenformasyon okyanuslarının ortasında can yeleklerimizi takmış, boğulmamak ve karayı bulabilmek adına çırpınıp duruyoruz.

Detaylardan birisi üstte belirttiğim şu yankı odalarında takipçi artırmak ve popüler olmak isteyenler. Bunlar direkt olarak kasıtlı bir şekilde yanlış ya da yanıltıcı bilgiler sundukları için toplumda dezenformasyona yol açıyorlar. Bu kişilerin yankı odalarındaki takipçileri de bu bilgileri kullandıkları için bu dezenformasyon miktarı giderek artıyor. Tüm bunlara toplumdaki saf ya da sorgulama ve araştırma merakı olmayan insanlar da eklenince, bu bilgilere inanan insan sayısı ve buna bağlı olarak da bu bilgilerin paylaşım sayısı artıyor.

Buradaki detaylardan bir diğeri de yine popüler olabilmek adına yapay zekâyı kullanarak “influencer”lığa soyunanlar. Sırf kendini topluma kanıtlayabilmek adına ve bak güzel kardeşim ben de şunu yapıyorum işte diyebilmek adına kullanıyor bunu. Bu kişiler için yapay zekânın verdiği cevapların yüzde yüz doğru olmasına gerek yok ve yapacağı paylaşımla bizlere sunacağı yanlış bilgiyle yaratacağı mezenformasyonun da bir önemi yok. Bu kişi için önemli olan LinkedIn, YouTube ya da bunun gibi bir sosyal medya hesabında bir paylaşım yapabilmek. On dakikada hemen oluştursun, hiçbir emek sarf etmesin, hiçbir araştırma yapmasın, doğruluğunu asla sorgulamasın, hatta belki de bu konuda hiçbir yetkinliği olmasın ama her gün aynı saatlerde düzenli paylaşımını yapabilsin. Tarihi bir konu, kültür sanat, bir araştırma dalı ya da bir kişisel gelişim. Bu alanlardan herhangi biriyle ilgili yapay zekâya bir başlık ile soru sor, gelen cevabı da benim içeriğim diyerek gönül rahatlığıyla paylaş. Sonra gelsin sana yapay zekâ yazarları, yapay zekâ “influencer”ları. Art niyet ya da kasıtlı bilgi paylaşımı olmasa da bu insanların yaptıkları da tam olarak mezenformasyon.

Sonra ne mi oluyor? Ya da şöyle düşünelim, bu döngü nasıl mı devam ediyor? Şimdi bu yapay zekâ “influencer”ı paylaşımını yaptı, artık bu paylaşım belli hashtag ve algoritmalara da eklendi ve kullanılmaya başlandı. Sunulan bilginin içinde doğrular olduğu kadar yanlışlar da mevcut.

Üçüncüsünde de benim masum ama merak duygusundan yoksun ve bilgiye acil ulaşmak isteyen sevgili kardeşim devreye giriyor. Yine hiç emek sarf etmeden, hiç araştırmadan, ama öğretmeninin verdiği bir konuyu ama iş hayatında çözmesi gereken bir sorunu ama genel hayatta karşısına çıkan bir sorusunu pat diye bu yapay zekâ “influencer”ının sayfasında buluveren ve beş dakikada istediği bilgiyi elde eden pratik zekâ kardeşim. Önce seni tebrik ediyorum. Kendisi bu dezenformasyonu yemekle kalmıyor, bir de ben öğrendim bak cevapları ya da yöntemleri buymuş arkadaşlar diyerek anlatıp, mezenformasyon yapıyor. Çünkü bu masum arkadaşımızda merak ve sorgulama yeteneği olmadığı için yapay zekâ “influencer”ından elde etmesi gereken bilgiyi dakikalar içinde aldı ve gerekli kişilere sundu. “Mezenformasyon ne?” diye soran olursa da bilmeyerek, yanlışlıkla ve kasıt olmadan yanlış bilgi paylaşılması. E dedim ya hikâyenin başında benim masum kardeşim diye.

Dördüncü durum da aradığı bir bilgiyi, bir soruyu ya da bir konuyu bu yapay zekâ “influencer”larına değil de direkt olarak yapay zekâya soran sürat tutkunu kardeşim. Ancak durum aynı, değişmiyor. Yine bu kişilerin de aldığı cevaplar yapay zekâ cevapları olduğu için ve bu cevaplar için bile hiçbir araştırma ve sorgulama yapmadıkları için doğru bilgiyi filtrelemeden yanlış bilgi ile beraber kullanıyorlar. Bunların da bu bilgileri etraflarına sunmasıyla aynı şekilde mezenformasyon okyanusu da giderek derinleşiyor.

Şimdi ortaya ne çıktı hem dezenformasyon hem de mezenformasyon. Yani çok daha güçlü bir bilgi kirliliği. Bu sefer ne mi oluyor? Gerçekten bir konuyu araştırmak isteyenlerin, meraklı ve sorgulama yeteneği olanların da önüne bu yanlış bilgiler düşüyor. Ayıkla pirincin taşını. Yanlış bilgiyi bir filtreden süzerek gerçek bilgiye ulaşana kadar saatler bazen günler harcıyoruz. Yani bu dezenformasyon ve mezenformasyon okyanuslarının ortasında can yeleklerimizi takmış, boğulmamak ve karayı bulabilmek adına çırpınıp duruyoruz.

Tüm bunlar düzelir de dijital platformlarda bir konu hakkında sadece gerçek bilgi kalır mı? Bilmiyorum ama bence çok zor bir olasılık. Bilgi kirliliğiyle uğraşacak birçok resmi kurum var ama onların da işi oldukça zor, hangi birine yetişecekler? O yüzden bizler bu dezenformasyon ve mezenformasyon okyanuslarında doğru bilgiye ulaşmak için çabalayacağız.

Vakit harcayalım, emek harcayalım, merak edelim, araştıralım, sorgulayalım. Evet tüm bunlar zaman alan şeyler ancak ne yazık ki yükselen dijital çağ ile beraber bilgi kirliliği çok arttı. Bu konuda dikkat etmek zorundayız.

İşe şu keyifli yönünden bakalım. Gerçekten doğru bilgiye ulaşmak isteyenler, merak duygusu yüksek olanlar, araştırma ve sorgulama kabiliyeti gelişmiş olanlar için işin en keyifli yanı o doğru bilgiye ulaşma ve onu kullanma hazzıdır.

Bilgiye ulaşmak için yüksek hız yapayım diyen insanların kazalarında hayatlarını gerçekten kaybedenler, sürücü koltuğunda yüksek hız yapanlar değildir; onların yan ve arka koltuklarında oturan merak duygusundan yoksun sorgusuz takipçileridir…

O yüzden bu tarz insanların yan ve arka koltuklarında oturmamaya, takipçileri olmamaya, yankı odalarında bulunmamaya ve en önemlisi de şu yapay zekâya koşulsuz şartsız güvenmemeye dikkat edelim.