Birkaç yıl önce bir grup üniversite öğrencisiyle hayır diyebilmek üzerine yaptığımız bir çalışmada “Şimdi sizden ayağa kalkmanızı istiyorum.” dediğimde hepsi ayağa kalktı. Daha sonra gruba “Şimdi oturalım.” dedim. “Neden hiçbir şey söylemeden ayağa kalktınız?” diye sorduğumda, “Siz kalkmamızı söylediniz.” cevabını aldım. “Ama kalkmayabilirdiniz de!” dediğimde bir an afalladılar ve ardından seçim kuramı üzerine konuşmaya başladık.

Psikiyatr William Glasser, “Seçim Kuramı” olarak adlandırdığı görüşünde hepimizin sadece kendimizi kontrol edebileceğimizi ve diğerlerini kontrol etme konusunda aynı ölçüde etkin olamayacağımızı söyler. Ona göre; gerçek dünyayı deneyimlemenin tek yolu algısal sistemimizdir. Ulaştığımız her bilgiyi algılar ve filtreleriz. Görüntü, koku, ses ve daha birçok bilgi bizim için anlamlı olmadığında, bu bilgileri filtreleme aşamasına geçmeyiz. Örneğin, duyduğumuz bir melodi dikkatimizi çeken bir beste değilse o bizim için sadece çalan bir müzikten ibarettir.

Yaptığımız çalışmada ayağa kalkmaları benim isteğimdi, fakat ayağa kalkmak onların seçimiydi. Aynı durum hayatımızın her alanı için geçerlidir. Vitrinde gördüğümüz mavi ceketi almayı biz seçeriz; ancak onun orada olması bizim seçimimiz değildir. Biz, bize sunulanlar arasından bir seçim yaparız. Aynı şekilde bir organizasyon için hizmet seçeneklerini incelerken, düğün davetiyesi için katalogdan beğenebileceğimiz bir tasarımı ararken yine bize sunulanlar arasından seçim yapmış oluruz.

Hiçbir şeyden her şeye

Düşünce sistemimizi şekillendiren bilgiyi işleme sürecinde de durum aynıdır. Bir haber bülteninde “Domuzlar açlıktan şehre indi.” haberini mevcut bilgi, deneyim ve görüşlerimiz çerçevesinde ya “Daha neler, ne işi var domuzların şehir merkezinde!” ya da “Hayvanların yaşam alanları daraldı, yemek bulamayınca şehre inmeleri normal.” şeklinde değerlendiririz. Bu noktada, bilginin taraflı sunulması, bizim de aynı tarafta olup olmamamıza bağlı olarak bu bilgiyi zihnimizde nasıl işlediğimizi belirler; ki, bu da bizim seçimimizdir.

Sonucunu bizim belirlemediğimiz süreçlerde bulunmanın kişisel seçimlerimize bağlı olduğunu, “Gerçek Özgürlük” adlı kitabında Sevgili Doğan Cüceloğlu şöyle ifade eder: “Eylemlerimizin arkasında seçimlerimiz, seçimlerimizin arkasında duygularımız, duygularımızın temelinde ise değerlerimiz yatar.” Sonuç olarak; hiçbir seçimimiz tamamen bize bağlı olmadığı hâlde tüm seçimlerimizi biz yaparız.