G eriye dönüp baktığımda anlıyorum ki, bir kadını sevmeyi hiç bilmiyormuşum.
Üstüne titrediğimi sanıyorken aslında kendimden uzaklaştırıyormuşum.
Lüks davetlere götürmeyi bir başarı gibi görmüşüm.
Aslında, O’nu değil sadece bedenini taşıyormuşum yanında…
Yalnız kaldığımda fark ettim; ben onu sadece çevreme göstermek istemişim, kalbime değil.

Bir kadını sevmek… Ne kadar kolay telaffuz ediliyor değil mi?
Oysa ben, sevmeyi hiç bilmiyormuşum. Sevdiğimi düşündüğüm kadını, yanımda taşınan bir zarafet simgesi, bir parça ışıltı gibi görmüşüm. Onu, davetlere götürmüşüm, masalarda gülümsetmişim; kendimce onere etmeye çalışmışım ama kalbinin sesini hiç duymamışım.

Onu elinden tutup davetlere götürürken, içimdeki kibirle “bakın, işte benim kadınım” derken, fark etmemişim aslında onu değil, kendi egomu sergiliyormuşum.
Ben onu ödül zannetmişim. Oysa o, sadece sevilmek istemiş.
Sadece anlaşılmak.

Kelimelerim hep kalabalıktı, ama hiçbiri kalbine değmiyordu.
Bir kadının sessizliğinde saklı fırtınayı okumayı bilmedim, beceremedim
Bir kadının suskunluğu bazen “bitti” der, ama ben bunu ancak o gittikten sonra anlaşılırmış.

Şimdi geriye dönüp bakınca görüyorum.

O sadece davetlerin ışıltısında değil,

Yağmurlu bir sabahın penceresinde,

Sessiz bir kahve fincanında

Bir bakışın derinliğinde var olmak istiyormuş.

Veya çok basit olsa kendisine alınan bir demet çiçek ile mutlu olmak istiyormuş
Benimle değil, benim içinde yaşamak istiyormuş.
Ama ben ona yer açmamışım; çünkü içimde hâlâ kendime yer bulamamışım.

Ayrılık sonrası, bir adamın en sessiz zamanıymış meğer pişmanlık.
Gecenin ortasında yankılanan “keşke”lerin ağırlığını kimse taşıyamaz.
Bir kadını kaybettiğinde, aslında sadece birini değil, kendinin en güzel hâlini de kaybediyormuşsun.

Şimdi anlıyorum…
Bir kadını sevmek; onu davetlere götürmek değil,
Bir cümlesinin ortasında elini tutabilmektir.
Bir kadını onore etmek; onu başkalarının gözünde değil,
Kendi kalbinin en derin yerinde yüceltmektir.

Belki artık çok geç.
Ama ben bugün, sessiz bir itirafın eşiğinde,
O’nun o küçük ama büyük ruhuna fısıldıyorum:

“Seni hiç anlamadım.
Ama artık anlıyorum.
Ve keşke o an, anlasaydım.”