Beni tanıyan bilir, yazılarımda sık sık atasözlerine, deyimlere ve özlü sözlere yer veririm. Çünkü bazen bir atasözü, üç paragraf yazıdan daha etkili olur. Hatta öyle ki, cep telefonumda “lafı gediğine oturtmalık sözler” diye bir not klasörüm bile var. Arada sırada açıp bakarım, sonra birine denk gelirim ve içimden “hah, bu tam onun için yazılmış” derim ve yüzüne şapadanak o sözü yapıştırırım.
Tabi ki anlayana!
Mesela şu söze bayılırım:
“Saat zamanı, zaman ise insanların gerçek yüzünü gösterir.”
Ne doğru laf değil mi? Hele şu dönemde, sosyal medya filtresinin altına gizlenmiş “gerçek yüzleri” görünce, bu sözün altına imzamı değil, mühür basasım geliyor.
Bu yazıyı da tam olarak o yüzleri gösterenlere ithaf ediyorum. Hani şu, “Ben öyle biri değilim” deyip, üç gün sonra bambaşka birine dönüşenlere...
Bir dönem, varlıklı bir ailenin kızı ve iki çocuk annesi bir hanımefendiyi defalarca uyardım. “Bak,” dedim, “magazin dünyası öyle uzaktan göründüğü gibi parıltılı bir yer değil. Her kırmızı halı, kırmızı halı değildir.” Ama ne yaptı?
Gitti, üçüncü sınıf ödül törenlerinde mikrofonu kaptı, “sunuculuk” adı altında oradan oraya koşmaya başladı. Sözüm ona kırmızı halı... Halbuki o halı, halıcıdan metrekare hesabıyla alınmış naylon paspas!
Bir de bu hanımefendi var ya, bana sohbetlerde “Ben iki çocuk annesiyim, çok dikkat ederim” derdi. Eh, annelik önemli bir şey tabii, ama sosyal medyada paylaştığı pozlara bakınca, ben “acaba çocuklar mı annelik yapıyor” diye düşünmeden edemiyorum. Bir dönemin erkek dergilerine taş çıkaracak kareler… Photoshop bile utançtan “ben bu işe karışmam” demiş olmalı!
Evrenin bana bir huyu var: İnsanların maskesini illa ki gösteriyor.
Ama ben de ayrı bir inatçıyım: “Yok canım, o öyle değildir” diyorum.
Evren de bana sabırla dönüp diyor ki:
“Peki geri zekalı insan, al sana bir tane daha örnek!”
Mesela bir başka örnek... Oyunculuk sevdasına kapılmış, ama bugüne kadar en fazla “kalabalıkta yürüyen kadın” rolü alabilmiş bir genç hanım var. Bir çocuk annesi kendisi. Sonra bir bakıyorsun, fantezi iç çamaşırı katalog çekimlerinde arz-ı endam ediyor.
Ama neden?
Tabii ki çocuğu için!
Yahu keşke çocuğun geleceği için birikim yapsan da, o da ilerde bu kareleri görünce “anne neden?” diye sormasa.
Bazen düşünüyorum... İnsan gerçekten matruşka gibi.
Tanıdıkça içinden bir başkası çıkıyor. Ama ne yazık ki her çıkan, bir öncekinden daha küçük oluyor!
Bu işlerin nereye varacağını bilemiyorum ama artık şunu öğrendim:
Bazı insanlar, “ışıltılı hayat” derken kendi ışığını söndürüyor.
Bazıları da sanıyor ki “magazin dünyasına girdim”...
Halbuki o sadece ışıklı bir çıkmaz sokak.
Önüne gelen biraz ağır da olsa bazı şeyleri çabuk yaşayan ve tüketen insanlara sadece şunu söyleyebilirim.
“Değer arz-talep meselesidir; herkes ulaşabiliyorsa o ürün indirimdedir”.
Velhasıl dostlar, zamanın gösterdiği gerçek yüzlere artık şaşırmıyorum.
Ama yine de insan kendine engel olamıyor, gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum.
Belki de sadece derin bir nefes alıp şunu demek gerek:
“Zaman her şeyi gösterir... Ama bazılarını keşke hiç göstermeseydi.”
Velhasılıkelam “İnsanlar değişmez, sadece tanıdıkça kim olduklarını öğrenirsin.”
Böyle bir durumda ne yapacaksın tabi ki “Allah’a yakın, bana uzak olsun” diyerek pılını pırtını toplayıp o tarz insanlardan uzaklaşacaksın.