Hayatımın son çeyrek diliminde kendimce “Allah’ın yeryüzündeki melekleri” olarak gördüğüm özel bireyler için bir şeyler yapmaya adadım. O meleklerimizi bazen bir tiyatro oyununa bazen bir galaya davet ederek sosyalleşmelerine ve bir nebze olsun mutlu olması için elimden geleni yapmaya çalışıyorum.
Ve kendi tabirimle bir hadsizlik yapıp sadece bu melekler ve ailelerin mutluluğuna mutluluk katmak adına “Çatlaklar” adlı bir oyun yazdım.
Oyunu yazmak ilk başlangıçtı ama bu işin sahnelenmesi lazımdı. Ve sahnelenme aşaması en zor aşama. Ama yüce Rabbim bu aşamayı o kadar kolay ve hızlı atlamama vesile oldu.
Projemi Türk tiyatrosunda birçok projeye hem yönetmen hem oyuncu olarak imza atmış Gökhan Yetiş’e açtım. Teklif bile etmeden bende bu projede olmak istiyorum diye destek verdi. Ve ardından adeta çorap söküğü gibi bu projemize başta Şelale Coşkuntuna ve Niyazi Gezer olmak üzere Sultan Ölmez, İshak Mecitoğlu ve Tezgün Biçer adlı arkadaşlarım oyuncu olarak dahil oldu.
Madem bu oyun özel bireyler ve meleklerimiz için olacak o zaman da bu oyunumuzun kahramanı da tabi ki özel bir birey olmalıydı.
Ve o bireyde gazetemizin köşe yazarlarından Gülay Polat’ın kardeşi Selman Polat oldu. Bunu Selman ile paylaştığımda gözündeki mutluluk beni benden almaya zaten yetmişti.
Aslında bu bir tiyatro oyunu değil bir terapiydi, bir umut yolculuğuydu, bir arınmaydı. Hep söylüyorum: Sanat, en saf haliyle insanın içindeki güzelliği ortaya çıkarır. “Çatlaklar” da tam olarak bunu yaptı..
Bu oyunun merkezinde yer alan Selman Polat provalar için, sahneye adım attığı an, gözlerindeki o ışıltıyla herkesin kalbine dokundu. Provalarda en küçük ayrıntıya bile dikkat eden, repliklerini ezberlerken heyecanla gülümseyen o haliyle hepimize “gerçek mutluluk”un ne olduğunu hatırlattı. Ve bu oyunu sergilediğimizde seyircilerden gelecek ilk alkışta “ “Başardım!” deyişi, belki de gecenin en anlamlı anısı olarak hayatımızda yer alacak.
Selman’ın mutluluğu, sadece kendi hikâyesinin değil, tüm özel bireylerin ve ailelerinin hikâyesiydi. Onların da sahnede, toplumda, hayatta yerleri var. Onların da anlatacak sözleri, gösterecek yetenekleri, paylaşacak sevgileri var. “Çatlaklar”, işte bu görünmeyen güzellikleri görünür kıldı.
Sahnede yer alan Şelale Coşkuntuna, Niyazi Gezer, Tezgün Biçer, Sultan Ölmez ve İshak Mecitoğlu da bu duygusal yolculuğun kahramanları oldular. Her biri daha prova şamasında iken kendi karakterine ruh kattı, sahnede prova yapmadılar adet yaşadılar.
Yönetmenimiz Gökhan Yetiş ile provalarda Selman’ın olduğu her anda göz göze gelip, o meleğin gözlerindeki mutluğu bizlerin gözyaşlarına döndürdüğü anlar yaşadık.
Bu oyunla birlikte bir kez daha anladım ki; aslında hepimiz birer “çatlağı” olan insanlarız. Kimi kırılmış, kimi onarılmış, kimi hâlâ ışık sızdırıyor içinden. Ama en güzel ışıklar, en derin çatlaklardan sızıyor.
“Çatlaklar” sadece bir tiyatro oyunu değil; sevginin, emeğin, umudun sahneye yansımasıydı.
Ve o sahnede Selman’ın mutluluğu, hepimize yeniden inanmayı öğretti:
Bir tebessüm, bir alkış, bir adım…
Can Yücel üstadımız ne güzel söylemiş “Değerinizi bilmeyen insanlar için boşa mücadele etmeyin. Onları layık oldukları insanlara bırakın ve sakın arkanıza bakmayın”
İşte Selman Polat bizlere bu sözün ne kadar doğru olduğunu bir kez daha gösterdi. Eminim ki bu yaşadığı mutluluğu bir ömür boyu içinde yaşatacak.
Şahsım ve Selman Polat adına bu projede ilk başlarda bana yol gösteren sevgili dostum Gökhan Yetiş, Şelale Coşkuntuna, Niyazi Gezer, Tezgün Biçer, Sultan Ölmez ve İshak Mecitoğlu’na teşekkürü bir borç biliyorum.