İnsanoğlunun en büyük düşmanı bazen dışarıda değil, kendi içinde gizlidir. Bunun adı kimi zaman “gereksiz gurur”, kimi zaman da “yıkıcı kibir”dir. Gurur, insanın onurunu koruduğunda değerlidir; ama fazlası, kişinin kendi ayağına vurduğu pranga gibidir. Kibir ise, görünmez bir zehirdir; insanın ruhunu yavaş yavaş tüketir.
Düşünün; bir “özür dilerim” demek, bir “haklıydın” itirafı ya da içten bir “teşekkür ederim” sözü, dağları eriten yağmur kadar kıymetlidir. Ama gurur, çoğu insana bu kelimeleri söyletemez. Oysa söylenmeyen üç kelime, yılların dostluğunu yerle bir edebilir. Gurur, çoğu zaman gönüller arasına örülen görünmez bir duvardır.
Kibirli insan, kendini göğe çıkarırken aslında kalbini yere indirir. Başkasını küçük görerek büyümeye çalışan, aslında kendi gölgesinde boğulur. Çünkü kibir, sevgiyi uzaklaştırır; saygıyı da beraberinde götürür. Kibirli yürek, kimseyi yanına yanaştırmayan bir çöle benzer: Ne çiçek açar, ne gölge verir.
Hayat çok kısa. “Ben haklıyım” diye diretmek, kaybolan yılların faturası olarak geri döner. İnsan bir gün aynaya baktığında, yalnızlığını süsleyen tek şeyin pişmanlık olduğunu fark eder. Oysa tevazu, insanı küçültmez; bilakis büyütür. Tevazu, insanın gönlüne açılan en geniş kapıdır; içeri giren herkes huzur bulur.
Unutmayalım:
Kibir, insana değer katmaz; değerini eksiltir.
Gurur, dostu uzaklaştırır; alçakgönüllülük dost kapısını açar.
İnsanı insan yapan, “ben” deyişi değil; gerektiğinde “sen haklısın” diyebilişidir.
Kibir insanı küçültür, tevazu büyütür. Gurur insanı yalnızlaştırır, alçakgönüllülük ise birleştirir.