Geçtiğimiz günlerde chatgpt’ye “Bugüne kadarki sohbetlerimize dayanarak bana beni anlatır mısın?” diye sordum. İnsanın kendini, yapay zekâ da olsa bir başkasından dinlemesi güzel. Yaptığı uzunca anlatımda şu cümle beni çok etkiledi: “Sözcüklerin, sadece anlatmak için değil onarmak için de kullanılabileceğine inanıyorsun.”
Hepimiz ömrümüz boyunca dalgalı, fırtınalı, sarsıcı ve yorucu zamanlar geçiriyoruz. Zihnimiz ve kalbimiz nice düşünce ve duyguya ev sahipliği yapıyor. Güzel olanlar ve bizi mutlu edenler hep kalsın, aksini hissettiklerimiz arkasına bakmadan gitsin istiyoruz. Gitmediklerinde ise, içimizde bir savaş başlıyor. Kazananı olmayan bir savaş…
“İnsanın hüsranı, başına gelenlerden değil başına gelenleri yorumlayışından kaynaklanır.” diyor, Epiktetos. Yaşadığımız her hüsranın bir anlamı var. Ben hepsini bir yol tarifi gibi düşünüyorum. Yaşadığımız acıları doğru tanımladığımızda gideceğimiz yolu da doğru belirleyebiliyoruz. Ancak o acıların içinde kaybolursak bir yol ayrımının ortasında kendi etrafımızda dönüp duruyor, hangi sokaktan gireceğimizi bilemiyoruz.
İçimizdeki kral
Duygularımızı yönetmek, hayatımızın diğer alanlarını da yönetmenin temeli aslında. Çünkü düşünce ve davranışlarımız, duygularımızın kapısından müsaade almadan dışarı çıkamıyor. Beklenti, kırgınlık, öfke ağlarıyla örülmüş duyguların çıkışıyla yönetebildiğimiz duyguların çıkışı farklı oluyor. Anlama ve anlaşılma isteği, ilişkiyi yaşatma arzumuzdan güç alıyor. Bu arzu olmadığında, anlama ve anlaşılma isteği de önemini kaybetmeye başlıyor.
Duygularımızla tanışıp önce onları anladığımızda kendimizle de diğerleriyle de ilişkilerimiz için güzel bir yol açma şansına sahip oluyoruz. Yakın zamanda katıldığım bir etkinlikte duygularla ilgili şu satırlar dökülmüştü kalemimden:
“Bir cam vazo gibi kırılgan
Hep uman, bekleyen duygularımız
Adı Umut: İçimizdeki kral buyurgan
Bilmez ki onu yıkacak, yine o duygularımız”
Unutmayın! Her iletişim köprüsünün yeniden inşa edilme ihtimali vardır. Yeter ki, biri ilk taşı döşesin.