Sosyal psikologlar J. Darley ve B. Latané, 1960’lı yıllarda çarpıcı bir deney yapar. Acil bir durumda kişilerin olaya müdahale edip etmeyeceklerini gözlemledikleri deneyin sonucuna göre; etraftaki insan sayısı arttıkça yardıma ihtiyacı olan birine yardım edilmesi ihtimali azalır. Seyirci etkisi olarak tanımlanan bu durum; zihnin “Nasıl olsa biri yardım eder.” mantığıyla çalışmasının sonucu olarak ortaya çıkar.

Düşünüldüğünde kalabalıkta yardım etme ihtimali artar gibi gelse de kalabalıkta sorumluluğun dağılması, bu ihtimali düşürür ve belki de sonunda kimse bir yardım eli uzatmadan öylece geçip gider. Bu durumu sosyal deneylerle sokaklarda bir köşede yardıma muhtaç görünen insanlara ve özellikle aç, bakımsız, muhtaç hayvanlara yönelik tutumlarda sıkça görürüz.

Samuel Beckett, meşhur eseri Godot’yu Beklerken’de eylemsizliklerine yenik düşen insanların Godot adında ne olduğu bilinmeyen bir kişi ya da şeyi beklemelerini anlatır. Aslında bir sorumluluğu da temsil eden bu kişi ya da şeyi sadece beklemek, bireyin vicdanını zayıflatan bir durumdur. Bu psikolojik mekanizma, sadece dramatik olaylarda değil günlük hayatımızın her alanında çalışır. Örneğin, bir gruba sorulan “Cevabı bilen var mı?” sorusu karşısında çoğunlukla suskunluk tercih edilir. Çünkü genellikle bir başkasının cevap vereceği düşünülür. Bir seminerdeki “Kim gönüllü olmak ister?” cümlesiyle sahneye edilen davete karşı tutum da benzerdir. Yahut iş yerinde yaşanan bir sorun söz konusu olduğunda birçok kişi harekete geçmemeyi tercih eder. Çünkü kalabalık büyüdükçe sorumluluk hissi azalır.

Kalabalığın vicdanı

Bugün bu etkiyi sosyal medya platformlarında da çarpıcı şekilde görüyoruz. Kavga, kaza, gerginlik, kaos anlarında çevredeki insanların bir kısmı müdahale etmek yerine olayı telefonlarıyla kayıt altına almaya yönelebiliyor. O an orada onlarca kişi bulunmasına ve olayı görmesine rağmen müdahale eden sayısı bir o kadar az oluyor. Çünkü kalabalık sadece fiziksel değil aynı zamanda psikolojik bir durumdur. İnsan, başkalarının varlığını hissettiğinde sorumluluk hissine farkında olmadan daha az sahip olur. Oysa kalabalıktan biri bir adım attığında diğerleri de hızla harekete geçebilmektedir. Yani seyirci etkisi, bir ilk adımla birlikte yerini toplumsal dayanışmaya bırakabilir.

Kalabalığın vicdanı; bir kişinin bir cümlesiyle ya da davranışıyla uyanabilir. Bir adım, ortak bir suskunluğu bozabilir. Toplumsal duyarsızlık kötülükten değil beklemekten beslenir. Bunun için beklemek yerine bir cesaret, o sokak köşesindeki yardıma muhtaç görünen insana ve o muhtaç hayvana “Ben buradayım!” diyebilmek gerekir. Beklemeden…