İnsan iyi olduğu için mi iyi davranır, yoksa başkaları bunu gördüğü ya da bildiği için mi? Bu sorunun cevabı üzerine 1920’lerin sonunda Amerika’da bir elektrik şirketine ait Hawthorne Works fabrikasında bir deney yapılır. Amaç oldukça basittir: Çalışma koşullarını değiştirerek işçilerin performansını ölçmek. İlk olarak ışık değiştirilir. Işık artırıldığında da azaltıldığında da işçilerin verimi artar. Ardından mola süreleri değiştirilir. Mola süresi uzatıldığında ve kısaltıldığında yine işçilerin veriminin arttığı gözlenir. Koşullarda hangi değişiklik yapılırsa yapılsın işçiler hep verimli çalışır. Çünkü çalışma koşulları değişse de işçilerin üzerindeki gözler değişmez. İşçiler deneyin bir parçası olduklarını ve gözlemlendiklerini bilir.
Sadece bir fabrika hikâyesinden ibaret olmayan ve Hawthorne Etkisi olarak tanımlanan bu durum; insanların, diğerleri tarafından gözlemlendiklerini bildiklerinde davranışlarını değiştirdiklerini gösterir. Sadece iş yaşamında değil hayatın her alanında bu etkiyi görürüz. Düşünün: Evde kimse yokken kimi zaman dağınıklık içinde yaşarken misafir gelecekse evi toparlama ihtiyacı duyarız. Yahut sıkışık trafikte emniyet şeridini ihlâl eden bir sürücü, polis aracını görünce bu eyleminden vazgeçer. Sosyal medyada yapılan paylaşımlarda kullanılan dilin dahi çoğu zaman kişiyi değil takipçi kitlenin beklentilerini yansıttığını söylemek mümkündür.
Psikolojide ‘içsel seyirci’ şeklinde tanımlanan bir kavram vardır. Özellikle ergenlik döneminde herkesin bize baktığını, bizimle ilgilendiğini ve bizi sürekli gözlemlediğini düşündüğümüz bu durum; anne-babamızın, öğretmenlerimizin ve yaşadığımız toplumun bakışlarını, biz büyüdükçe ve olgunlaştıkça azalsa da zihnimizde bir yerlere yerleştirir.
İçimde biri var
Çoğu zaman ahlaki davranışların temelinde konuşlanan bu içsel seyirci, hayatımıza fabrika işçilerinde olduğu gibi etki eder. Özellikle sosyal medyanın hayatımızın büyük çoğunluğunu kapladığı günümüzde bu etkinin çok güçlü olduğunu söylemek mümkündür. Hatıra olarak saklanacak fotoğraf ile sosyal medyada yayımlanacak fotoğraf ayrımını dahi ortaya çıkaran bu süreç; gülüşümüzü ve pozumuzu dahi kategorilendirir.
Görünürlüğün davranışı şekillendiren bir psikolojik motivasyona dönüşmesi elbette bizi doğallıktan tamamen koparmaz; kimi zaman iyilik hareketini de destekler. İnsanlar bağış yaparken ya da yardım ederken başkaları tarafından görüldüklerini düşündüklerinde daha cömert davranmaya eğilimlidir. Sokak deneylerinde fark etmişsinizdir; açık alanlarda ve kameraların olduğu yerlerde gözlemlendiklerini fark edenler çöplerini yere atmaya daha az, kurallara uymaya daha çok meyleder. Yani bazen görülmek bizi olumsuzluktan ve yanlıştan uzak tutabilir. Ancak asıl soru şudur: Gerçekte olduğumuz kişiyi ne zaman yaşarız: Gözler üzerimizdeyken mi, değilken mi?