KÜLLİYYYEN   YALAN,   İFTİRA   VE   BUHTAN!... ( 6 )

2002  Seçimleri   neticesi, Denizolgun   Kardeşlerden   birisi   için   zafer,   diğeri   için   tam   bir   hezimetle   neticelenmişti. Mehmed   Beyazıd,   doğru   tarafta   yer   aldığı   için,  fazla   emek  sarf   etmeksizin, fazla   miktarda   para   harcamaksızın  zafere   ulaşırken,Arif   Ahmed, yanlış   yerde   olduğu, katır   cinsinden  ata   oynadığı   için,   hezimete   uğramıştı. Merhum,   Üstad   Necip   Fazıl  Bey’in  meşhur   bir   benzetmesi   vardı; şöyleki, Çılgın  İngiliz’lerin  bir   at   yarışını   misal  verir,  taşı   gediğine   koyardı. Başat   at’ların   yarıştığı  bir   müsabaka’da, başa   koşan   atlar,   üçüncü   turu  tamamlayıp,   dördüncü  turu   koşmaktadırlar. Bu   arada, katır   soyundan   bir  at,  henüz  birinci   turu   koşmaktadır,birinci   turda, üçüncü   turu  tamamlayıp,  dördüncü  turu  koşmakta  olan  atların   önünde   koşmaktadır. İşte  tam   da  burada,” Bize   mürtecî(  gerici)   diyenler, bu   katır   soyundan   olan   at’lardandır,” diye   hükmünü   verirdi.     

Arif   Ahmed, küçük   yaşlarından   i’tibaren   at  binen   birisi,At   çiftliği   olan,  atçılıktan,   at   yarışlarından   iyi   anlayan birisi   olmasına   rağmen, bu   seçim’lerde   yanlış   ata   oynamıştı. Neticesi  hüsran   oldu
Siyâsî    rekabet,   ayrıca  ortak   teşebbüs’leri  inşaat   faaliyyetlerinin, ticârî    tedbirsizlik  ve   ihtiyatsızlık   sebebiyle   akamete   uğraması,  kardeşler   arasında  derin   uçurumların   oluşmasına  sebep   oldu, Kardeş’ler   arasına   karakedi   değil, karakaplan   girmişti.

Denizolgun   kardeşler, İstanbul   Çamlıca’nın  Güney   eteklerinde, Ultra   Lüks, malzeme’nin  büyük  bir   bölümü, Amerikadan, Avrupa’dan   getirtilecek  villa’lar  inşa   ereceklerini   duyurdular.Amerika’dan, Avrupa’nın   muhtelif   ülkelerinden   zengin   kardeşlerimiz, hem  İstanbul’da  bir   yerimiz  olsun, hem  de,  Hazretimizin   torunları  bu   teşebbüslerinde   muvaffak   olsunlar,   diye, deklera   edilen  meblağın  tamamını  topraktan   satın  alarak   ödediler.

Arif   Ahmed,  villa’lar   inşaatı   için   bekletilen  meblağ’ın   neredeyse   tamamına   yakın   bir  kısmını  seçim   faaliyyetleri   sırasında   harcamıştı. Seçim   propagandası   sırasında  neredeyse, Anavatan   Partisiu’nin   bütün   masraflarını   tek   başına   sırtlamıştı. Bu   kadar   büyük   mikyasta   para   harcamasına  ve ma’alesef, bütün   seçimlerde  siyaset   üstü,   partiler   üstü   kalmayı  başarmış,  Nezih, Câmia   ve   Cemaatikmizi   de   arkasına   takarak,   sefil   siyasetine  âlet  etmiş,  siyasetin   girdabına   sokmuştu.

Tabi’î   olarak,   Mehmed   Beyazıd, Kardeşi, Arif   Ahmed’den, seçim   için   harcadığı  parayı   ortaya   koymasını  ve  villa   inşaatının   devam  etmesini   istedi.Arif Ahmed, “ Harcadımsa   harcadım,”  diyerek   parayı   ortaya  koymadı. Bu   da   kardeşler   arasında  uçurumları   daha   da   derinleştirdi.

Mehmed   Beyazıd, Aile’nin,  bi’lhassa,   Feriha   Ferhan   Abla’nın   istemediği  bir   evlilyik   yaptığı   için, bir  nev’i   dışlanmıştı. Ne   varsa,  Arif   Ahmed  içindi. Hadîce   Bedîa   Abla’nın, bi’lâhere   Beyağabey,   Kemal   Kacar’ın   ebediyyete   intikal   etmelerinden   sonra, Hazreti  Üstazımızın   bütün   mirası,  tek   vârise  olan  Feriha  Ferhan  Abla’ya   kalmıştı.  Feriha   Ferhan  Abla,Hazreti   Üstazımızın  son   dokuz   yılında   ikamet   buyurduğu, nice   nice  hatıraların   olduğu,  evladına   emaneti, Avcı   Kazım  Sokağı   üzerindeki  köşkü, içerisinde  Hazreti  Üstaz’ımızın  az  sayıda   talebeye   ders  okuttuğu,  ziyaretcilerini   kabul  buyurduğu,  mütevazî’  Mekân,  Ziyarethane’nin   de   bulunduğu  çok   kıymeti  geniş  arsa’yı  sembolik   bir  rakamla  muvaza’a  yoluyla, Arif  Ahmed’e   satmıştı.- Sanırım, Bi’lâhere, Mehmed   Beyazıd’ın  açtığı   da’va   neticesinde, bu   satış   işlemi   iptal   edilmiştir.-

Kardeşler   arasında  bu   gergin   hava   bütün   şedditiyle   devam   ederken, Feriha   Ferhan   Abla, Rahatsızlanınca, Arif   Ahmed,  annesini  Ağabey   ve   yeğenlerinden   kaçırmak   üzere, kuytuda   bir   hastahaneye   sahte   bir  hüvviyet  ile  yatırmıştır. Vefatından   sonra   da,  yine   cenazeyi, Ağabey’inden,  yeğenlerinden, devrin   Başbakanı, Tayyip   Erdoğan  ve  Ak   Parti  İstanbul  Teşkilatından  ve  milletvekillerinden   kaçırmak   için, sahte   bir   defin   ruhsatı( ölüm   kağıdı)   tanzim   ettirmişti.Feriha   Ferhan   Abla   hastalığı   sırasında,   hele   hele,  sekerat-ı  Mevtinde, Büyük   oğlu, Mehmed   Beyazıd  ile  görüştrülmüş   olsaydı,   belki   vasiyyetini   değiştirecek,  kendisiyle   helalleşecekti.

Aslında,   Arif   Ahmed, Feriha   Ferhan   Abla’nın   cenazesini  yalnız,  Ağabeyinden,  yeğenlerinden,  yukarıda   bahs’edilenlerden   değil, bizlerden,  hepimizden  de   kaçırmıştı.Şöyleki, Feriha   Ferhan   Abla’nın  vefat   haberi   duyulunca, İstanbul’daki  İhvanımız,Anadolu’nun   muhtelif   şehir’lerinden   gelen  Kardeşlerimiz,  akın   akın, Cenaze’nin   kaldırılacağı, Büyük   Selimiye   Cami’i’ne   akın   ettik.Cenaze  namazı  öğle   namazından   sonra   kılınacaktı. Cami’i’n  içi,  üst   mahfil,   yan   mahfiler,   son   cemaat   mahalli  ve  avlu   tıklım   tıklım,   doluydu. Cami’i’n   içinde  cüz’ler,  Kur’ân-ı   Kerim’ler   dağıtıldı,  hatimler   okunuyor, Anons  ettik, Kur’ân-ı  Yüzünden   dahî   okuyamayanlar, birer  fatiha   üçer  ihlas   okumaya   devam  ediniz, bir   İhlas  Sülüs-ü   Kur’ân’dır,  bir  Fatiha,  üç  İhlas  okuyanlara  da  bir   hatim   yapmış  gibi  sevap  verilir. Ezan  okununcaya   kadar  hatimler  devam  edecek   dedik.

Ezan   okundu,  namaz   kılındı, mu’tad   olduğu  üzere, Tesbihat  okunmadan        kısa   bir  du’a’dan   sonra   dışarı   çıktık.  Bir  de  ne  görelim, Musalla Taşında   Cenaze   yok,   etrafında  bekleyen  cemaat’da   yok. Sorduk,  az   bir  cemaatin   iştiraki   ile   ale’lacele, öğle   namazı   beklenilmeden.  CENAZE   Namazı  kılınmış,   tezkiye   ve   helallık  bile   alınmadan,  du’a  edilmeden   götürülüp   sür’atle  defn’edilmiş...     Şaşırmıştık, neden,niçin? Öyle   ya! Anadolu’nun   pekçok   uzak   illerinden   insanlar, Hazreti   Üstazımızın  Kerime’sinin  Cenazesinde   hazır   bulunmak,  ruhu   için  bir  Fatiha   üç  İhlas  okumak  için   koşup   gelmişlerdi. Cami’i’n   içinde   yanyana   oturduğumuz,  devrin   Antalya   Büyükşehir   Belediyesi   Başkanı, Menderes   Türel, “ Hocam, bir  önceki   gece  hiç  uyumamıştım. Haberi   alınca, Makam  Şoförünü  aradım,   hastaydı,  uykulu  halimle  Makam   Arabamı  bizzat   kendim   kullanıp   geldim,”  Menderes   Türel  de   yine   yanıbaşımızdaki  Feriha   Ferhan   Abla’nın  Kaim-i biraderi, Merhum, Seyyid,   Hüseyin   Kâmil   Denizolgun’un   Küçük   kardeşi, Abdi  Denizolgun   hepimiz,   hayretler   içerisindeydik. Gariblikler,   gariblikler! Abdi   Bey, “ Hocam, Arabınız  varsa, Beni   Çamlıca’ya   bırakabilir misiniz?  Hay,hay! Çamlca’ya   vardığımızda, nerede   bırakayım?   Dedim, Avcı   Kazım  Sokağında, Köşk’ün   kapısında  bırakabilirsenhiz,  çok   memnun   olurum,”   dedi   ve  ilave   etti. “ Köşk’de,  Ayşe   Gülderen   yalnız,  hiç   değilse   kendisini   biraz  teselli   ederim,” Düşünün, Annesi   vefat   etmiş,  ağabeyleri   yeğenleri   yanında   değil, Beyi   tarafından   da   kimse   yanında   değil.

Aziz   Kardeşlerim. Bu   yazdıklarım, kimsenin   ruhunu   ta’ciz, hayatta   kalanları   tenkid   ve   ta’yîp  için,   yazılmıyor. Tarihe  not   düşmek, geleceğin   tarihcilerine   belge   ve  vesikalar  bırakmak  için  bir   tesbittir...