EHL-İ SÜNNET HASSASİYETİ!....

Bu yıl, muharrirliğe başladığımın 55. Yılıdır; Filhakîka, 1960’lı yılların sonlarında, Merhum, Mehmed Şevket Eygi’nin neşrettiği, Bugün ve Sabah Gazete’lerinde, zaman zaman, ikinci sahife orta makaleler halinde yazılarım neşr’edieliyordu. Esas i’tibariylye devamlı yazılarım,07 Ağustos 1970 tarihinde neşriyata başlayan, Haftalık Siyâsî Gazete Ufuk’da ve Kasım 1972’de imtiyaz hakkını devr’aldığım, bâb-ıâlîde Sabah Gazete’sinde neşredelmeye başlamıştı.Bu makale ve uzunsoluklu tefrika’larda, Hazreti Üstazımızın tecdid, sünnetleri ihya, bid’atlerden hazer edilmesi hususundaki hassasiyetleri dile getirdim. Bu arada, dört yıl kadar,55 yıllık vefakâr dostum, Bu makale’nin neşr’edildiği “Yeni Çağrı” Gazetesi’nin, daha öncesi, “Önce Vatan” Gazetesi’nin Sahibi, Aziz, Abdullah Akosman Bey’in bir devir, sahibi olduğu, Vatan TV.’de, “Ehl-i Sünnet Penceresi’nden,” unvanlı canlı yayın, TV programları yaptım. Bütün bu çalışmalar, bid’atlere karşı mücadele, bid’atlerin imhası, sünnetlerin ihyası zımnında birer tecdid hareketiydi. 2012 yılından i’tibaren, ba’zı yıllar Ramazan ayında, ba’zı yıllar, yaz aylarında, Beyşehir’de oluyorum. Burada gördüğüm bid’atler, ehl-i Sünnet akidesinin esâsâtına muhalif, hareketler hususunda, İlçe müftüleri, ilçe vaiz’leri, ilçe mahalle imam-hatipleriyle sohbetlerde bulunuyorum. Cami’i’lerde va’az ediyor, husûsî sohbet toplantıları yapıyorum. İlk yıllarda, Ramazan-ı Şerif ayı’nın son on gününde, Eşrefoğlu Cami’i’nde, teheccüd namazını kalabalık cemaatler halinde, cemaatle kılınıyordu. Hemen hemen, bütün cami’i’lerde, Kadir Gecesi’nde tesbih namazı cemaatle kılınıyordu. Kürsülerde ve husûsî sohbetlerde, “Yapmayın!., Etmeyin!. Teheccüd namazı, tesbih namazı gibi nafile namazlar, kat’iyyetle cemaatle eda edilemez, bu kabil namazların cemaatle kılınması, bütün fukahâ’nın ittifakıyle, tahrimen mekruhtur, (harama yakın bir mekruhtur, tahrimen mekruh olan bir şeyden ecir ve sevab beklemek ise, haramı helâl, helâli haram kabul etmenin, bir derece aşağısıdır.” “Efendim, Cemaatimiz, ısrarla bizden kadir geceleri tesbih namazını cemaatle kıldırmamızı istiyor,” deniliyordu. Cemaat bilmeden, çok sevab olduğunu zannederek, sizden tahrimen mekruh bir amel talep ediyorsa, sizin vazifeniz bu hususta onları tenvir etmektir.

Abbâsî’ler, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Osmanlı Devlet-i aliyye’miz ve Evet! Cumhuriyetimiz, rejimler değişmiş olsa da, temâdî edip devam eden, devletlerimizin, Resmî olarak, İ’tikâdî, Mezhebi, Mâtürîdî,- Eş’arî, Amelî, Hanefî’dir. 1200 yıldan fazla bir zamandan beridir, bu devletlerimizin hakim olduğu şehir ve beldelerde, Cum’a ve bayram hutbelerinde, Hutbenin an şartı olmamasına rağmen, Hulefâ-i Râşidîn Efendilerimizin isimlerinin zikredilmesi, ehl-i Sünnet akîdesi’nin esâsâtından kabul edilmiştir. Cumhuriyet döneminde de, tâ, 2002 yılına kadar devam etmiştir. 2002 yılına gelindiğinde, âhirzaman decâcilerinden, Ahbes-i Sağîr, mel’un, Fetö’nün telkiniyle, devrin aciz Başvekili ve Yardımcıları’nın ta’limatları doğrultusunda, devrin, Diyanet İşleri Başkanı, M.Nuri Yılmaz’ın bir ta’mimi ile durdurulmuş, saçma-sapan bir Türkçe du’a uydurulmuş ve okutulmaya başlanmıştır. Su katılmamış bir ehl-i Sünnet mensubu, mâtürîdî- Eş’arî, Amel’de Hanefî, olan, Cumhurbaşkanımızın devrinde, bu bid’at halen devam ettiriliyor. Ehl-i Sünnet hassasiyeti olan, ba’zı imam-hatip Kardeşlerimiz, Hulefâ-i Râşidîn Efendilerimizin isimlerini zikrettikleri gibi, Türkçe du’a’yı da okumuyorlar. İstanbul’da, Fatih’de, Yavuz Sultan Selîm Cami’i’ndeki Cum’a namazları bir TV kanalı tarafından her hafta, naklen veriliyor. Cami’in imam-hatibi, Hutbe’yi tam ehl-i Sünnet akidesine uygun irad ediyor, Hulefâ-i Râşidîn Efendilerimizin isimlerini zikrediyor, saçma-sapan Türkçe du’a’yı okumuyor, cemaatin sükûnetini hiçbozmuyor.

Bu bid’atlere, Anadolu’nun ba’zı şehirlerinde yeni bir bid’at ilave edilmiştir. Pandemi döneminde, Cum’a namazlarında, cemaati daha fazla cami’i’de birlikte tutmamak için, Cum’a Namazının son sünnetiyle, Zuhr-u âhir ve vakit sünnetlerini evlerinde ve iş yerlerinde kılmaları tavsiye edilerek, tesbih du’a’sı bile yapılmadan cami’i’ler boşaltılıyordu. Pandemi sonrası bu husus bid’at haline getirilmiş ve devam ettiriliyor. Cum’a namazının son sünneti kılındıktan sonra, Zuhr-u âhir’e ve vakit sünnetine geçilmeden tesbih du’a’sına başlanıyor. Cemaatin arasında şuurlu olanlar yine de Zuhr-u âhir’i ve vaktin sünnetini kılıyorlar, ama, çoğunluk, ma’alesef, Zuhr-u âhir’i ve vaktin sünnetini kılmadan cami’i’lerden ayrılıyorlar. Bu topraklarda 1200 yıldan beridir, Zuhr-u âhir ve vaktin sünneti kılınırdı. Cum’a’nın şartları ve Zuhr-u âhir hükmü uzun bir bahistir, müstakil bir makale’de ayrıca tedkik edilmelidir.