CUM’A NAMAZI- İZN-İ ÂM…

Cum’a namazının sıhhetinin en önemli şartlarından birisi, İzn-i âm’dır; Ya’nî,Cum’a namazının kılınacağı cami’in bütün kapıları açılıp, umummüslümanlara izin verilmiş olmasıdır. Hatta, cemaat cami’ye toplanıp kapılarını üzerllerinea kitleyip de Cum’a namzı kılsalar caiz olmaz.Kezalik, (bunun gibi), Sultan sarayında hadem ve haşemiyle( yanında bulunan hizmetliler ve maiyetiyle birlikte), Cum’a namazını kılmak isterse kapılarını açıp izn-i âm ile izin verirse saray dışından cemaat gelse de gelmese de namazı caiz olur, fakat mekruhtur. Ama, sarayın kapılarını açmaz da üzerine kapıcılar koyarsa cum’a’ları sahih olmaz. İşbu izn-i âm şartı Cum’a da emniyyeti ve selameti te’min için, hükûmetin lüzum ve ehemmiyyetini gösterir. Ezan da bu izni ilân ile da’vet içindir.

Osmanlı Devlet-i aliyye’mizde, devletin en alt, birinci ve en önemli birimi, kademesi, mahalle’dir. Asayişi, mahalle’nin ileri gelenleri te’min ederdi. Nikahları mahalle imamı, kıyar, doğum ve nüfus kayıdlarını mahalle imamı kayda geçirir, belli aralıklarla,nikahları,doğumları, kadılığa bildirirdi. İstanbul Kadılığı’nın, alakalılara ve mahalle imamlarına bir ta’mimi vardır; “Son zamanlarda, ba’zı mahalle imamlarıa, nikahları ve doğumları, zamanında Kadılığı’mıza bildiurmedikleri için, hak kayıplarına sebebiyyet verilmektedir. Bundan böyle, nikah ve doğumlar üçgün içiinde Kadılıoğımaza bildirilmesini ehemmiyyetle rica edirm.,” deniliyordu.

Nikah ve doğum kayıdlarının birer sureti, mahalle imamı’nın tuttuğu defterlerde kayıdlı olduğu için, çocuklar ilk eğitim çağına uyaştaklarında ki, Osmanlı’da ilk eğitim çağı, 4+4+4, ya’nî, dört yıl, dört ay, 4 gün, çocuklar bu yaşa ulaştığında, mahalle imamı, kalabalık bir cemaatle beraberinde hediyeler, oyuncaklar olduğu halde çocuğn evini ziyaret ederler, çocuk, bir taht-ı revana bindirilir, “âmin, âmîiin,” nidalarıyla Cami’ye getirilir, mihrab’da imamın önünde diz çöker ve ilk Besmele ile birlikte, ilk eğitim’e başlamış olurdu.

Mahalle’nin merkezinde, bütün mahalle ahalisinin Cum’a ve bayram namazlarını kıldığı büyükbir cami’i, herkes evnini önüne çıktığında, sağına ve soluna baktığında, sağında vei solunda 500 metre mesafede vakit namazlarının kılındığı mescidlerr vardı.Mescid’lerde, devamlı vazifeliu imam ve müezzin bulunmazdı. Mahalle’nin yaşlılarından birisi imam, gençlerden birisi de müezzinlik yapardı.Ama, bu mescid’lerde, Cumk’a ve bayram namazları kılınmazdı.Anadolu’da, pekçok, kasaba ve kasa’da halen dahî, “ Cum’a Cami’i,” diye adlandırılan cami’i’ler vardır. Aslında bu cami’i’lerin hepsinin adı başkadır ve hemen, hemen, her birisi, ya bânisi’nin ya da, vâkıf veya, vâkifesi’nin adını taşımaktadır. Osmanlı döneminde, Cum’a namazları, kasabada ve kazada, o kasaba ve kaza’nın en büyük cami’i’nde kılındığı için, cami’in gerçek adı unutulmuş, halk Cum’a Cami’i diye, anmaya devam etmiştir.

İstanbul’da, Selâtîn,Valide Sultan, Hanım sultan ve damad’lar tarafından yaptırılan, cami’i’lerin dört bir tarafında, simetrik olarak, küçük cami’i’ler ve mescid’ler bulunmaktadır. Osmanlı döneminde,bu küçük cami’i ve mescidler Cum’a ve bayram namazları kılınmaz, ancak, vakit namazları kılınırdı. Şimdilerde,Fatih, Beyazıd, Süleymaniye, Yavuzselim, Sultanahmed gibi cami’i’lerin Cum’a günleri yarıları boş olduğu halde, etrafındaki,küçük cami’i ve mescidlerde de, Cum’a ve bayram namazları kılıandığı için, cemaat burada, avlulara, hatta, sokaklara, caddelere taşıyor, yer yer, trafik bile aksıyor. Diyanet İşleri Başkanlığımız, İstanbul Müftülüğü’müz tedbir almalı, bi’lhassa, Selâtin ve ulu cami’i’lerin yarılarınınboş kaldığı Cum’a ve bayram namazlarında, etrafındaki küçük cami’i ve mescidlerde, bil’hassa,biribine çok yakın olan yerlerde, Cum’a ve bayram namazları kılınmamalıdır.

Cum’a günü, gusül( boy abdesti) almak sünnettir.Bu hususta,Buhârî ve diğer Hadis Külyliyatında, pekçok hadis rivayet edilmiştir. Abdullah ibn-i Ömer radiya’llâhu anhüma’dan, Resûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “ Her biriniz Cum’a’ya geleceğinde gusl ederek yıkansın,” buyurmuştur.Halife, Haz. Ömer radiya’llâhu anh, Cum’a günü hutbede hutbe irada ederken, İlk mühâcir’lerden bir zât geliverdi. Ömer ona,” Bu h0angi saat,” diye bağırdı. O zât,” Meşguldüm, evime dönemedim, ezanı işidince abdest alıp gelmekten başka bir şey yapamadım,” dedi. Ömer, dedi ki: abdest de yeter fakat, bilirsin ki: Resûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem guslü emr’ederdi. Ebû Saidi Hudrî, radiya’llâhu anh’den: Resûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “ Cum’a günü gusül her bâliğ olana vâcib’dir.” Amr İbn-i Süleymî El- Ensârî, dedi ki: 2 Şehadet ederim Ebû Sayıd şöyle dedi: Şehadet ederim, Ebû Sayıd şöyle dedi; Şehadet ederim, Resûlullah şöyle buyurdu : Cium’a günü her muhtelime,( bâliğ, ihtilam olma ihtimalı olan) herkese gusül vacibdir. Hem de dişlerini misvaklama ( fırçalama) ve bulursa, güzel güzel koku sürünmek… Amr der ki: Evet, şehadet ederim, gusül vacibdir, fakat, misvak( dişlerini fırçalama) ve koku sürünmeye gelince vacib mi değil mi en iyisini Allah bilir. Yine Buhârî’den: Tavus demiştir ki: İbn-i Abbas’a dedim: Haz. Peygamber salla’llâhu aleyhi ve sellem’in “ CÜum’a günü cünüb olmasanız bile gusl ediniz ve başınızı yıkayınız ve biraz güzel koku sürünüz,” demiş olduğunu,söyliyorlar. İbn-i Abbas dedi ki: gusül, evet, fakat güzel koku’ya gelince bilmiyorum. Güzel koku sürünmek v acib değilse bile kuvvetli bir amelî sünnettir…