Paul Foulquie'nin kaleme aldığı Diyalektik kitabını, Fransızcasından çevirerek bizlere de kazandıran Yakup Şahan sayesinde, belki de insanlık tarihi kadar eski bir kavram olan ve kanonlaşmış da bir kavram olan diyalektik terimi hakkında aydınlanıyoruz.

Aslında bugün bile 50 kişiye sorsak “Diyalektik nedir?” diye, belki yanlış cevaplar verecek 20-30 kişi olacaktır. Kimisi de muhtemelen “Daha önce bu kelimeyi hiç duymadım.” diyecektir. Ancak 1940'ların Fransa'sında, daha o yıllarda birileri bu konuya kafa yormuş.

Foulquie, diyalektik konusunu epeyce gerilere taşıyarak anlatmış. Kitap önsöz ve sonuç bölümlerinin haricinde, iki ana bölümden oluşuyor. Birinci bölümde Yunan eskil dönemlerindeki ve Ortaçağ’dan bu yana olan diyalektik kavramı incelenmiş.

Kitap Resmi-29

Yunan eskil dönemde de bu merak edilen kavram üç ayrı kısımda anlatılmış. Öncelikli olarak Sokrates öncesi filozoflarda diyalektiğin kökenleri açıklanırken; İyonyalılar ve Elealılar, Elealı Zenon ve de sofistlerin kafalarında yer alan diyalektik anlatılmış. Ardından Sokrates, Platon ve Aristoteles diyalektikleri tanımlanmış. Yunan eskil dönemde son olarak Stoacılar, Plotinus ve Augustin bakış açısındaki diyalektik okuyucuya sunulmuş. Ortaçağ’dan bu yana olan dönemlerde ise Ortaçağ, modern zamanlar ve çağdaş dönem diyalektiği açıklanmış.

Kitabın ikinci bölümünde ise yine iki ayrı alt başlıkta diyalektik kavramından bahsedilmiş. Felsefi dönemde ve bilimsel dönemde ayrı ayrı anlatılmış. Hegelci ve Marxçı diyalektik de ele alınırken; aynı zamanda tinsel, fiziksel ve matematik bilimlerinde de diyalektiğe bakılmış.

Ancak anlatılanların çok yalın olmaması sebebiyle ya da felsefe de içeriyor olması sebebiyle, tüm bu bölümlerde diyalektik kavramına karşı kesin bir fikre varamayabilirsiniz. Zaten bu durumla ilgili olarak M. Andre Lalande şöyle diyor: “Bu sözcük o denli değişik anlamlarda kullanılmıştır ki, ancak, hangi anlamda kullanılmış olduğu belirtilmek yoluyla yararlı olabilir. Ayrıca, bu kayıt göz önünde tutulsa bile, bu yolla uyandırılacak yersiz çağrışımlara da pek güvenmemelidir.”

Diyalektik sözcüğünün kökenine uzandığımızda, eğer bu sözcük ad olarak kullanılırsa görüşmeyi, konuşup tartışmayı anlamlıyor; sıfat olarak kullanılırsa tartışma ya da özellikle karşılıklı konuşma yoluyla tartışmayı gösteriyor.

Ve bir diyalektikçi için şu özellikler belirtiliyor: Bilgisini tutarlı bir dizge haline sokmasını ve özellikle görüşlerini mantıklı bir temele oturtmasını bilir. Ama en çok, başkalarının savlarındaki doğruyu ve yanlışı ustalıkla ayırt etmesini, savlarının püf noktasını ve rakibini suskunluğa zorlayabilecek bağlayıcı kanıtı ortaya çıkarmayı bilir.

Kitabın bütününe bakacak olursam, üstte belirtmiş olduğum gibi dil yalın değil, dolayısıyla bu durum, konunun anlaşılmasını zor bir hale getiriyor. Birçok dönemden ve birçok insandan diyalektik kavramına dair kesitler bulmak ise, kafanızda çok fazla fikir uyandıracak ve sonrasında durumun sentezi size kalacak. Ağır bir kitap ve çok akıcı da olduğunu söyleyemem. Sonda yer alan çevirmenin uyarısını ise doğru bulmadım ve bunun nedenlerini yazımın sonlarında açıkladım. Sadece diyalektiği merak edenlere, Yunan eskil döneme kadar uzanan ve diyalektiğin büründüğü kavramları öğrenmek isteyenlere tavsiyemdir.

Kitapta, ilk bölümde diyalektiğe sunulan farklı tanımlamaları görüyoruz. Mesela diyalektiğin mucidi sayılan Elealı Zenon için diyalektik, bir savı ispatlamak değil, hasmının görüşlerini çürütmektir. Yani bu olumsuz bir diyalektiktir.

Platon diyalektiği ise daha olumlu ve dinamik bir diyalektiktir. Platon’a göre karşılıklı konuşmalar, tartışmanın sanatını bilmek, somut olgular sayesinde genel yargıya varmak diyalektik kavramıdır.

Mesela Ortaçağ’dan bu yana uzanan kısımda Kant, bir görüş üzerine dayalı aldatıcı usavurmaları diyalektik mantıki görüş diye niteler. Ona göre diyalektik, görünüşün mantığıdır. Aklın gerçekle görüneni birbirine karıştırmasını önlemektir.

XX. Yüzyıl Larousse’unda ise diyalektik sözcüğü şöyle açıklanır: “Doğru ve yöntemli akıl yürütme sanatı.”

Kitabın sonuç bölümünde de diyalektik kavramı yeniden değerlendiriliyor ve bazı detaylar sunuluyor. Bu kitap finalini ise çevirmenin uyarısı ile yapıyor. Çevirmen hem yazarı eleştirirken hem de kendince eksik bulduğu konulara yer veriyor. Ve okura şu detayı sunuyor: “Sonuç olarak okuruma şunu önermek isterim: Sen yazarın dediklerine aldırma, ama alıntıları iyi oku; onlar hem bol ve çeşitli hem derin anlamlı hem de doğrudur, öğreticidir. Çeviriyi yayımlamaya beni iteleyen de kitabın bu özellikleridir. Ne yazık ki Batı dünyasından gelen, bilgi aktaran kitapların çoğu böyledir...”

Çevirmenin uyarısı kısmına ise kitapta tam olarak katılmıyorum. Evet bir kitapla ilgili eksik bulduklarınızı mutlaka dile getirebilirsiniz, yazarla ilgili katılmadığınız kısımları okuyucuya mutlaka aktarabilirsiniz. Ancak “Sen yazarın dediklerine aldırma, ama alıntıları iyi oku.” hiç doğru bir ifade değildir. Okuyucu kitapta yer alan alıntılardan da mutlaka bir şeyler kazanacaktır ancak, yazarın diyalektik adına yaptığı incelemelerden de kuramlardan da mutlaka bir şeyler çıkaracaktır. Kimisine katılmayacak ama kimisini de doğru bulacaktır. Zaten doğrusu da budur. Kitapta Yunan eskil dönemden, Ortaçağa ve hatta bilimsel döneme kadar ayrı ayrı diyalektik inceleniyor. Elealı Zenon’dan da, Sokrates’ten de, Stoacılardan da, Ortaçağ’dan da, Hegelci ve Marxçılardan da, bilimsel dönemden de yazar bizlere diyalektik kavramını ve bunların ilgili kuramlarını tanımlıyor. Burada önemli olan, empati yaparak, her dönemi kendi dönemi çerçevesinde düşünerek, “Evet o zamanlarda da diyalektik kavramı buymuş, böyle tanımlanıyormuş.” diyerek, o zamanlarda diyalektikle ilgili sunulan kuramların üzerine yeni araştırmalar yaparak, diyalektik ile ilgili en doğru kanılara varabilmektir.

Çünkü DESTOUCHES der ki:

“İki kuramın, kendilerini aşan bir kuramda birleştirilmesinin başarılabileceğinden ve böylelikle de bir dünya düzenine adım adım varılabileceğinden her vakit emin olunabilir.”

Bu kitabı okuduktan sonra, diyalektik kavramına uzanırken, bence burada önemli olan sizlerin de kendi fikir ve görüşlerinizi ortaya koyup, hatta konuyla ilgili araştırmalarınızı yapıp; Yunan eskil dönemde, Ortaçağ’da, felsefi dönemde ve bilimsel dönemde diyalektik ile ilgili sunulan tezlere gerekirse anti tezler yaratarak ve sonunda bunları sentezleyerek diyalektiği kendinizce keşfetmektir. Zaten bu da sanki bir diyalektik olmadı mı? “Diyalektik” terimini anlamlandırmak için yapılan bir diyalektik, belki de düşüncenin dinamizmi…