Beş vakit namazlarımızda, Fâtiha sûresini okurken, yani günde kırk defa “İhdinassırata’l-müstakîme” / “Bizi doğru yola ilet.” diye Allah’a yalvarıyoruz. Demek ki, “Doğru yol”da olmak; hiç de sanıldığı gibi, o kadar kolay değil! Başta Nefis ve Şeytan denen yol kesicilerden kurtulmak gerekiyor. Öyleyse:
Kur’an’ın “Yap!” dediğini yap!
Bırak dediğini bırak!
Sana ettiği İlahî hitap;
Olsun sana, binit ve Burak.
x
Bize gelen mektupları, merakla açar ve heyecanla okuruz. Ve bunu asla ihmal etmeyiz. Ya Yaratan’dan hepimize, ayırt etmeden gelen ulvî mektup hükmünde olan kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerîm’in kapağını, acaba nasıl bir his ve heyecanla açıp okumamız gerektiğini şöyle bir düşünecek olursak; bu durum kendimize gelmemize yeter de artar bile.
x
Tayy-ı zaman, tayy-ı mekân derken, neredeyse insan; ışınlamayı gerçekleştirmek üzere! Bir ân-ı seyyalede istenen yere ulaşmak, insan için belki de mümkün olacak! Sanki, böyle bir zamanın arifesindeyiz. İdrâkten âciz kaldığımız çok şey var ki, artık âdiyâttan / sıradan sayılacak hâle geldi. Rüyadaki hâller; uyanıkken gerçekleşecek bir durum aldı. “Kün feyekûn.” / “Ol deyince oluvermek.” âdeta kul tarafından da, gerçekleştirilecek, harikalar asrının başlarındayız.
x
Hırs yüzünden, aynı zamanda birkaç işe birden el atan ve bu yüzden bunalan ve şikayet üstüne şikâyette bulunan birine arkadaşı:
-Azizim, der. Bütün kabahat sende!
-Nasıl bende?
-Sen Cennet’i kazanmışsın. Fakat bununla yetinmiyor! İlle de Firdevs Cenneti olsun istiyorsun!
-Eee, ne var bunda?
-Ne olacak. Firdevs Cenneti’nin fiatı normal olanınkinden kat kat fazla. İşte bu sebepten, fark isteniyor senden fark! Aslında, başına gelen tüm felâket ve sıkıntılar; bu farkın ödenmesinden başka bir şey değil! Çünkü Yüce Allah, hiçbir şeyi karşılıksız vermiyor!
-Neden?
-Neden olacak? Çünkü bu durumda, insan verilen şeyin -maalesef- değerini bilmez de ondan!
-Şimdi anladım.
-Hele şükür.
x
İnsan, süt ihtiyacını; koyun, keçi ve inek gibi hayvanları sağarak elde ediyor. Onlar da otlanarak, bedenlerinde süt yapılmasına vesile ve vasıta oluyor. İnsan, süt için onlara muhtaç olacağına; otlardan süt elde edecek fabrikalar kursa da, onlara muhtaç olmasa daha iyi olmaz mı? Niye bu hayvanların yaz-kış kahırlarını çekmek zorunda kalıyor? Ama bunun, yani ottan süt yapacak bir fabrikanın yapılması; bilinen bir gerçek ki, insan için mümkün ve olası değil. Velhasıl, insan süt için, bu hayvanlara her hâl ü kârda muhtaç! Bundan anlaşılıyor ki, akıl sahibi insan; sütü, ottan çıkaracak bir yol ve yordam bulmaktan âciz. Yine anlaşılıyor ki süt yapımı; koyun ve keçilerin işi değil. Nasıl ki, bir makinenin yaptığı iş, makineden bilinmez. Süt de; İlahî, canlı bir fabrika hükmünde olan koyun, keçi ve ineklere verilmez. Çünkü nasıl ki, makine; insanın bir amaç için yaptığı, insana hizmet eden, fakat bunun farkında olmayan bir âlet ise; koyun, keçi ve inekler de İlahî, canlı birer fabrika sayılır. Demek ki, süt; ne koyun, ne keçi, ne de ineğin yapabileceği bir şey. Ancak, Allah’ın hayvanları vasıta kılarak, insana sunduğu muhteşem bir besi kaynağı. Tamamen, Yüce Allah’ın yarattığı ve insanın ortaya koymakta âciz kaldığı bir nimet.