Gerek sosyal yaşamımızda olsun gerek iş hayatımızda olsun çeşitli zorluklarla başa çıkabilmemizde en büyük gücümüz duygusal zekâmızdır. Bu yönü kuvvetli kişiler ise hem sosyal hayatta bir manipülasyona ya da duygusal istismara uğradığında hem de iş hayatında mobbinge uğradığında her zaman dimdik ayaktadır. Bu tarz insanlar duygusal açıdan güçlüdür ve her türlü olumsuzluğa karşı, manipülasyona karşı kendi kalkanını mutlaka hazır tutar. Tabii duygusal zekânın birçok da kolu vardır ve işin sırrı aslında bu kolların hepsine hâkim olabilmektedir.

Öz farkındalık ile başlayalım hadi. En başarılı liderler sık olarak, patronlarından, takım arkadaşlarından ya da yönetim kurullarından eleştirel geri bildirim almak için çabalayan insanlardır. Bu süreç zarfında da öz farkındalık seviyesi artar ve karşındaki kişiler tarafından daha başarılı bir lider olarak görünmeye başlarsın. Burada sana gelen geri bildirimler, eğer gerçekten bunlara odaklanır ve inanırsan, seni tedavi eder, seni ilerletir ve hatta sana kariyer basamaklarını çıkmanda yardımcı olur. Bu geri bildirimlerle alakalı olarak da en önemli şey, verimli bir içsel değerlendirme yapmak ve verimsiz düşüncelerden kaçınmak için kendimize “neden” değil de “ne” sorusunu sormamız gerektiğidir, çünkü “ne”, nesnelliğimizi korumamızı, geleceğe odaklanmamızı ve kendimize yeni fikirler doğrultusunda harekete geçecek gücü bulmamızı sağlar.

Hatta bu görüşmelerde “Bana dair genel algı nedir?” ve de “Neleri farklı yaparsam başarı seviyem üstünde büyük bir etki yapar?” sorularını sorabilir, karşınızdaki kişiden de sizi çok şaşırtacak ve beklemediğiniz cevaplar alabilirsiniz. Burada da en önemli konu, soru sorduğunuz kişi, sevmediğiniz biri olabilir; ancak önemli olan mesaj ile mesajı veren kişiyi ayırabilmektir. Öz farkındalık için geri bildirimler almaya ve bunları değerlendirmeye zaman ayırın. Değerlendirmeler, kişiye bulunduğu yeri, ondan beklenenleri ve kendisinin insanlardan bekleyebileceklerini gösterir. Böylelikle de kişi kendini hem daha iyi tanır hem de yükselme fırsatı yakalar

“Yönetici, hatta özellikle liderler, sakin ya da neşeli görünmelidir, güven hissi uyandırmalıdır ve aklındaki olumsuz duygu ve düşünceleri yok etmelidir.” (Harvard Business Review)

Gelelim empatiye; empatik ilgi, insanların sizin için besledikleri duygu ve düşünceleri anlamanızın yeteneğidir. Empatik yaklaşım gösteren yöneticilere güven duygusu her zaman daha yüksektir. Empatik yaklaşım için iyi bir dinleyici olmanız lazım ve bunu için de karşınızdaki kişiye güven duygusunu hissettirmeniz lazım, o an size gelen aramalara yanıt vermeyerek ve karşınızda biri konuşurken cep telefonunuza vakit ayırmayarak direkt karşınızdaki kişi ile ilgilenmeniz gerekir, hatta karşınızdakinin söylemlerini tavsiye ve önerilerle yanıtlamanız gerekir. Çoğu yöneticinin en büyük hatası, terfi etmesi ile beraber gelen güçle, empati duygusu kaybıdır. Sahip olduğumuz gücü eğer istismar etmeye başlarsak, öz farkındalık, geri bildirim alma ve kendimize soru sorma yeteneklerimizi kaybederiz.

Bilişsel empati, başkasının bakış açısını anlamadır. Duygusal empati, başkasının hissettiklerini hissetmektir. Empatik ilgi ise insanların sizden ne beklediğini ve ne yapmanızı istediğini anlama becerisidir. Tüm bunların hepsi için de insanlarla konuşmak, empatiye uzanan en kısa yoldur.

Mesela bir çalışanın hata yapsa bile hatta o hata kaos yaratsa bile çalışanına empatik yaklaş ve şefkatli davran. Kaos anında sakin kal ve kendini çalışanının yerine koyarak, bağışlayıcı ol. İşte o zaman bu güvenilir davranışın, çalışanının performansını yükseltir ve bugün kaos olsa da gelecek mutlaka seninle olur. O yüzden duygusal zekâda empati olmazsa olmaz.

Duygusal zekâ türlerinden biri olan farkındalık konusuna gelecek olursak da mindfulness, yeni şeylerin aktif şekilde farkına varma sürecidir. İnsanlar çalışma hayatı ve özel hayatı arasında bir denge değil uyum kurmalıdırlar. İkisinin de farkında olmak için bunu başarmak zorundadırlar. Mindful olmak için özellikle iş hayatınızda günlük hayatta yapmanız gereken bazı rutinler vardır. Birkaç dakika dikkatiniz dağılmadan oturabileceğiniz sessiz ve sakin bir yer bulun, odanızın kapısını ve telefonunuzun sesini kapatın, sırtınız dik ama rahatlamış bir şekilde oturun ve tüm dikkatinizi nefesinize odaklayın, nefes alıp verişinizi sorgulamayın ve asla değiştirmeye de çalışmayın ve odaklamanızı bozabilecek düşünce ve bunun gibi şeyleri de reddedin; sonunda ise o ana kadar birçok konuda yaşananların, sizin verdiğiniz kararların ve olması gerekenlerin farkına varacaksınız. Üretkenliğinizi artırmak için farkındalıktan yararlanmanız gerekmektedir.

Farkındalık olmazsa, otomatik pilotta yol almaya devam edersiniz. Ancak farkındalığınız varsa sürüşü otomatik pilota değil, kendinize verirsiniz ve etrafınızda olan bitene odaklanırsınız. Sonucunda stresiniz azalırken, yaratıcılığınız ise artar. Mindful bir kişi, iki yeteneğe sahiptir. Bunlar odaklanma ve farkındalıktır. Odaklanma, o an yapmakta olduğunuz her ne ise ona yoğunlaşmayı sağlarken, farkındalık ise dikkat dağıtıcı unsurları ve sendeki eksikleri ortaya çıkarır ve önlem almana vesile olur.

Gelelim resilience konusuna, yani duygusal esneklik ve direnç. Duygusal dayanıklığı yüksek kişiler üç ortak karakter özelliği sergilemektedirler. Bunlardan en önemlisi, gerçeği olduğu gibi kabul etmeleridir. İkincisi hayatın anlamlı olduğuna dair dört elle sarıldıkları bazı değerlere sahip olmalarıdır. Sonuncusu ise doğaçlama hareket etme konusunda esrarengiz bir beceriye sahip olmalarıdır.

Bizler gerçeklere çekinmeden ve korkmadan bakabildiğimizde, zorluklara dayanmak konusunda ve bu zorluklardan nasıl başarıyla çıkarız cevabını bulmak için tüm şifreleri elde edebiliriz. Gerçeklere, sorunlara ve sorulara korkmadan yürü.

Dolayısıyla önündeki soru ve sorunlarla serinkanlılıkla yüzleş, umutsuzluk içinde asla şikayetçi olma, yaşanan zorluklardan bir anlam ve ders çıkarmaya bak, en önemlisi de çözüm üret. Duygusal dayanıklılık çok zor bir yetenektir, empati, farkındalık, öz farkındalık gibi birçok konuyu içerse de aslında şu iki yol bunlara çok yardımcı olmaktadır: Birincisi kendinizle konuşmaktır, ikincisi ise insanlarla yaptığınız konuşmalar sonucunda doğru geri bildirimleri kullanarak beyninizi sil baştan eğitmektir.

Duygusal zekânızı artırmanızda, yani farkındalık ve empati duygularınızı artırmanızda kayıt tutmak da çok önemlidir. Gün içinde yaşanan olayları ve verdiğiniz kararları yazıp, gün sonunda bunları değerlendirebilirsiniz. Bu değerlendirmeden çıkaracağınız sonuç ise farkındalık ve empati yeteneklerinizi olumlu etkileyecektir.

Duygusal zekâ hayatımızda her zaman çok önemli bir yere sahiptir, ama sosyal hayatta ama iş hayatında. İş hayatında dönem dönem bazı tedirginlikler ve başarısızlıklar yaşayabiliriz, hatta bazı endişeler hissedebiliriz. Ancak tekrardan ayağa kalkabilmek için en önemli adımlardan birisi, yaşanan başarısızlığı ya da durumu kabullenip onunla yüzleşebilmektir. Ben ne yaptım? Ya da ben hangi konuda hata yaptım? Eğer benim hatam yoksa bile bu durum neden oldu?

İşte bu yüzleşmenin ardından geri dönmek her zaman mümkündür. Öncelikle geleceğe bakmak lazım ve gelişmelere göre duygusal tepki vermektense, önceden hesaplayıp proaktif davranmak tabii ki daha akıllı olacaktır ve bunun için sadece bir adım geri çekilip sonraki aşamada ne yapacağınızı güçlü bir duygusal zekâ ile düşünmeniz yeterlidir.