İnsanlardan o kadar yoruldum ki…
Bunu bir serzeniş olarak değil, bir yorgunluk itirafı olarak yazıyorum. Öyle bir yorgunluk ki bu, artık “insan” kelimesi bile içimde bir ağırlık, bir bulanıklık bırakıyor. Bazen kendi kendime soruyorum: Biz neden yaratıldık?
Bu kadar karmaşanın, bu kadar sahicilikten uzaklaşmış duyguların içinde var olmanın anlamı ne? Soruyu sormaya utanıyorum.
Çünkü başımı kaldırdığımda gökyüzü hâlâ o derin maviliğinde… Toprağa baktığımda yeşil hâlâ gözümü dinlendiren bir dua gibi…
Ve yağmurdan sonra usulca gökyüzüne ilişen gökkuşağı, hâlâ varlığın zarif bir özrü gibi duruyor.
İşte tam da bu yüzden susuyorum. Doğaya haksızlık etmek istemiyorum. Çünkü dünya kötü değil… Dünya hâlâ güzel.
Ama insan…
İnsanın ne yeşili kalmış, ne mavisi…
Ne de ağladığında yanağında kalan bir gökkuşağı… Eskiden bir insanın gözyaşı, içinden kopan bir parçanın dışarıya düşmesiydi.
Şimdi ise çoğu zaman bir rol, bir alışkanlık, bir görüntü. Artık gözyaşları bile samimi değil.
Belki de en büyük kırılma burada başlıyor:
İnsan, kendine yabancılaştığı anda…
Gözyaşı da, gülüş de, sevgi de anlamını yitiriyor.
Mevlana Celâleddîn-i Rûmî bir zamanlar “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” dediğinde, insanın en büyük meselesini tek bir cümleye sığdırmıştı aslında. Bugün ise ne olduğumuz gibiyiz, ne göründüğümüz gibi…
Arada bir yerdeyiz. Ve o “ara” dediğimiz yer, insanın en çok kaybolduğu yer.
Benim yorgunluğum insanlardan değil belki de…
İnsanın kendine ihanet edişinden. Çünkü hâlâ bir yerlerde, gerçek bir bakışın insanın içini iyileştireceğine inanıyorum. Hâlâ samimi bir dokunuşun, yılların yükünü hafifletebileceğini düşünüyorum. Ama bu inanç, artık eskisi kadar güçlü değil. Bugün geldiğimiz noktada insan,
kendini saklamayı, hissetmemeyi, yüzleşmemeyi bir başarı gibi taşıyor. Oysa en büyük cesaret, insanın kendi kalbine bakabilmesiydi. Belki de bu yüzden bu kadar yorulduk. Belki de mesele dünyanın kötüleşmesi değil…
İnsanın kendi içindeki güzelliği terk etmesi.
Çünkü dünya hâlâ dönüyor, yağmur hâlâ yağıyor, gökkuşağı hâlâ çıkıyor…
Ama insan, o gökkuşağını artık kendi gözyaşında taşıyamıyor. Ve ben, en çok buna üzülüyorum.
Haftaya görüşmek dileğiyle sevgiyle hoşçakalın…