İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki gerilim yeni değil; bu, yıllardır köz halinde duran bir ateşin ara ara parlayan alevi. Fakat bugün mesele sadece iki ülkenin restleşmesi değil. Bugün mesele, Ortadoğu’nun kırılgan coğrafyasında bir taşın yerinden oynamasının, bütün satranç tahtasını sarsma ihtimali.
Basra Körfezi’nden yükselen her duman, İstanbul’daki bir fırının ekmek fiyatına kadar uzanabiliyor. Çünkü petrol artık sadece enerji değil; ekonomi, siyaset ve hatta psikolojinin de yakıtı.
İran için bu gerilim, yaptırımların gölgesinde sıkışmış bir ülkenin “ben buradayım” deme biçimi. Amerika içinse bölgedeki askeri ve stratejik üstünlüğünü kaybetmeme meselesi. Fakat asıl soru şu: Bu bir savaş mı, yoksa kontrollü bir gerilim tiyatrosu mu? Kontrollü Kaos mu?
Ortadoğu’da çoğu kriz bir gecede başlamaz. Yılların birikmiş öfkesi, mezhepsel ayrılıklar, enerji koridorları ve büyük güçlerin gölge oyunları… Hepsi üst üste gelir.
Gerilim yükselir, dünya “Savaş mı çıkıyor?” diye sorar. Piyasalar titrer. Liderler sert konuşur. Sonra bir adım geri atılır.
Çünkü gerçek bir savaşın maliyeti, artık kimsenin kolay kolay göze alamayacağı kadar ağır. Küresel ekonomi pamuk ipliğine bağlıyken; Ukrayna’dan Gazze’ye uzanan krizler zaten dünya sistemini yormuşken, yeni bir cephe açmak bir domino etkisi yaratır.
Ama şu da var: Bazen liderler, iç siyasette güç kaybederken dış politikayı bir konsolidasyon aracı olarak kullanır. “Dış tehdit” söylemi, içeride birliği sağlamak için en eski yöntemdir.
Türkiye Nereye Bakmalı?
Türkiye için mesele romantik değil, stratejik. Komşu coğrafyada bir savaş demek; yeni göç dalgaları, ekonomik dalgalanma, enerji fiyatlarında artış ve güvenlik riskleri demek.
Bizim için en akılcı duruş, soğukkanlı diplomasi. Ne taraf olmak ne de sessiz kalmak; denge politikası yürütmek. Türkiye, tarihsel olarak kriz bölgelerinde arabulucu rolü oynayabilecek kapasiteye sahip. Ama bunun için duygusal reflekslerden çok rasyonel hesaplara ihtiyaç var.
Benim asıl korkum şu: Modern çağın savaşları artık cephede değil, algoritmalarda başlıyor. Bir füze kadar tehlikeli olan şey, bir yanlış bilgi. Bir provokasyon. Bir kontrolsüz hamle.
Dünya liderleri konuşurken borsalar düşüyor, altın yükseliyor, petrol zıplıyor. Savaş bazen başlamadan bile kazananlar ve kaybedenler yaratıyor.
Belki de bu yüzden mesele sadece İran ile ABD meselesi değil. Bu, kırılgan bir dünyanın sinir sistemine yapılan bir test.
Ve biz, ekran başında “Acaba?” diye beklerken, satranç tahtasında piyon olmamak için aklımızı diri tutmak zorundayız.
Çünkü bazı savaşlar patlamaz.
Sadece uzun süreli bir gerilim olarak hayatımızın fon müziği olur.
Dünya yine bir haritanın üzerinde değil, bir fay hattının üzerinde yaşıyor. Umarım daha fazla sarsılmadan biter bu depremler..
Haftaya görüşmek dileğiyle, sevgiyle hoşçakalın..