Her yıl aynı cümleyi duyarız:
“Hilal göründü mü?”
Gökyüzüne bakılır. Takvimler kontrol edilir. Bir ayın başladığı ilan edilir. Ama insan bazen şunu düşünmeden edemiyor: Gökyüzündeki hilali beklerken kendi içimizdeki hilali bekliyor muyuz? Ramazan, takvimde başlayan bir ay değildir.
Kalpte başlayan bir yolculuktur. Hilal ince bir çizgidir. Nazlıdır. Herkese hemen görünmez. Tasavvufta insanın kalbi de hilale benzetilir. İlk bakışta fark edilmez. Ama sabreden görür.
Bugün insanın en büyük problemi belki de budur: Bekleyememek. Her şey hızlı. Haberler hızlı. Yargılar hızlı. Öfke hızlı. Ama olgunlaşmak yavaştır.
Toprak bir tohumu hemen çiçek yapmaz. Ay bir gecede dolunay olmaz. İnsan da bir anda değişmez. Ramazan bu yüzden gelir. Bize yavaşlamayı öğretmek için. Bir ay boyunca sadece aç kalmak değil, biraz durmak…Biraz düşünmek… Biraz kendine bakmak…
Çünkü insan çoğu zaman dünyayı değiştirmeye çalışır ama kendine bakmayı erteler. Hilali görmek kolaydır. Ama kendini görmek zordur. Bir insanın kendi hatasını fark etmesi gökyüzündeki yıldızları saymaktan daha zor olabilir.
Tasavvuf der ki: “Kendini bilen, Rabbini bilir.”Ama kendini bilmek için insanın önce kendinden kaçmayı bırakması gerekir. Ramazanın son günlerine yaklaşırken, bayrama belki de en doğru hazırlık şudur:
Başkasının kusurunu değil, kendi kalbini incelemek. Daha az yargılamak. Daha çok anlamak. Daha az konuşmak. Daha çok dinlemek. Çünkü insanın içindeki gürültü azalmadan hakikatin sesi duyulmaz.
Hilal gökyüzünde ince bir çizgi olarak belirir. Sonra büyür. Dolunay olur. İnsan da böyledir.
Küçük bir fark edişle başlar. Küçük bir pişmanlıkla büyür. Küçük bir dua ile tamamlanır. Belki de bu Ramazan’ın en güzel duası şu olabilir:
“Allah’ım, gökyüzündeki hilali görmek kolay. Bana kalbimdeki hilali göster.” Çünkü insan bazen ayı görür… Ama kendini göremez.
Hilali beklerken kalbini de bekleyenlere… Bu bayram temizliğe kalplerimizden başlamak dileğiyle Haftaya görüşmek üzere, sevgiyle hoşçakalın…