Dışarıdan bakıldığında hayat; akıp giden bir kalabalık, bitmeyen bir telaş, susmayan bir gürültüdür. Ama insanın asıl hikâyesi, kalbinin içinde başlar. Ve çoğu zaman kimse o hikâyeyi duymaz. Çünkü en derin çığlıklar, sessiz atılır. Dünya, hızla büyüyen bir sahne gibi… Herkes konuşuyor, anlatıyor, görünür olmak istiyor. Ama kimse gerçekten duymuyor. Oysa hakikat, bağırmaz. Hakikat, fısıldar. İnsan, o fısıltıyı kaybettiğinde; kalbi kalabalıklaşır, ruhu daralır, vicdanı bulanır. Bir düşün… En son ne zaman kendi içinin sesini dinledin? Gecenin bir vakti, herkes sustuğunda içinden yükselen o garip hissi… Ne adını koyabildiğin ne de susturabildiğin o şeyi…

İşte orada başlar insanın hakikati. Çünkü insan, ne kadar kaçarsa kaçsın kendinden kaçamaz. Hayat bize hep dışarıyı öğretti. Nasıl konuşulacağını, nasıl kazanılacağını, nasıl güçlü olunacağını… Ama kimse şunu öğretmedi: Nasıl susulacağını.

Oysa bazen susmak, en büyük fark ediştir. Bir kırgınlığın ardından susmak… Bir gerçeği kabullenip susmak… Kendinle yüzleşip susmak… İşte o anlarda insan, yeniden doğar. Kalp… İnsan bedeninde atan bir organ değildir sadece. Kalp, insanın yönüdür. Yanlış bir yola girdiğinde huzursuzlukla uyarır, doğruya yaklaştığında hafifler. Ama biz ne yaparız? Onu sustururuz.

Gürültüyle… Bahanelerle… Kalabalıklarla… Ve en sonunda şunu söyleriz:

“Ben neden böyleyim?”

Oysa mesele “neden” değildir.

Mesele “nerede kayboldun” sorusudur. İnsan, kendini kaybettiğinde dünyayı kazansa ne olur? Kalbi huzursuz olan birinin başarısı da, sevgisi de, hatta gülüşü bile eksiktir. Belki de bu yüzden insan bazen her şeyden uzaklaşmak ister. Bir pencere kenarında oturup hiçbir şey düşünmeden

sadece gökyüzüne bakmak… Çünkü gökyüzü, insana kendini hatırlatır. Sonsuzluğu… Küçüklüğünü… Ve aynı anda ne kadar büyük olduğunu… İnsan, aslında iki şey arasında yaşar: Gürültü ve sessizlik. Gürültü dünyaya aittir. Sessizlik ise hakikate. Ve kim sessizliği bulursa,

kendini bulur. Belki de mesele çok şey bilmek değil… Doğru şeyi hissetmektir. Belki de mesele çok konuşmak değil… Gerçek bir cümle kurabilmektir. Ve belki de mesele başkalarını değiştirmek değil… Kendi kalbine dürüst olabilmektir. Çünkü insanın en büyük yolculuğu bir şehirden diğerine değil, kendi içine doğrudur. Ve o yolculukta ne alkış vardır ne kalabalık… Sadece sen ve kalbinin sesi vardır.

Eğer duyabilirsen…

Haftaya görüşmek dileğiyle sevgiyle hoşçakalın…