Bazen insanın ellerine tutuşturulan tek şey kömür olur. Oysa herkesin avucunda elmasa dönüşür aynı eller. Benim avuçlarımda ise sadece kara bir iz, sadece yanık bir koku kaldı.

Anlatamıyorum… Susamıyorum…

İçimden taşan bir ağıt var, yüreğimi delen bir sancı. Ama kelimelerim ya boğazımda düğümleniyor ya da kimsenin umurunda olmuyor. Çünkü ben kimse için bir şey olmadım; olmadım ve olmuyorum.

Herkes “ben iyiyim” dedi, ben de sustum, “iyiyim” dedim. Ama iyiliğin arkasında kanayan yaralarımı kimse görmedi. Beni, bana her gün yaşatılanın bir zerresine bile dayanamayıp bağıranların arasında sessizce yaktılar. Gönlüm, bir mezarlık gibi; bağrı yanık kurtların feryadıyla dolu.

Kimi tutsam elimde kaldı, kime tutunsam kırık bir dalın gölgesine sığındım. Hep ben kırıldım, hep ben yaralandım. İnsan, en çok güvenip yaslandığı dallardan düşüyor meğer.

Ve şimdi… Yüreğimin ortasında büyük bir boşluk taşıyorum. İçinde küle dönmüş kömürler var. Ellerin külünde güller açtıranlar, gülümü küle çevirdiler. Belki bir gün yeniden kıvılcım çakar, belki de sonsuza dek karanlık kalır… Ama bildiğim tek şey var:

Benim acımı taşıyacak kimse yok. O yüzden kendi mezarlığımda kendi yangınımla yanmaya devam ediyorum.

Haftaya görüşmek dileğiyle, sevgiyle hoşçakalın…