“Aydınlık gönlünüze gizli değildir ki; Rum diya­rı baştan ayağa örtülü nazlı bir geli­ne benzer. Öyle iki güveyin nişanını kaldıra­maz ve ortaklık kahrın götüremez.” Bu sözleri mektup olarak yazan II. Bayezit’tir. Peki kime ve niçin söylemiştir?

Osmanlı Devleti’nin yönetim felsefesinin en büyük vazgeçilmezi devletin bölünmesine hiçbir şekilde müsaade etmemiş olmasıdır. Fatih’in vefat haberi Amasya’da sancak beyi olarak bulunan II. Bayezit’e bildirilmişti. İstanbul’a gelen II. Bayezit, Osmanlı tahtına geçti (1481). Cem ise Bursa’ya gelerek hükümdarlığını ilan etti. Bundan sonra iki şehzade arasında uzun süre devam edecek olan bir mücadele baladı. Her iki şehzade de devleti kendisinin daha iyi idare edeceğine inanıyordu. Herhangi birinin hakkından feragat etmemesi mücadelenin devam etmesinde etkili oluyordu.

II. Bayezit, ülkeyi bölerek yönetmek isteyen Cem’e: “Kışkırtıcıların sözlerine uyma ve eteğini Müslüman kanıyla lekeleme! Git Kudüs’te, o mübarek beldede otur ve masrafın neyse her ay bizden al!” dedi. Mücadelesinde kararlı olan Cem Sultan, ağabeyinin teklifine ehemmiyet vermedi. II. Bayezit’e karşı girdiği ilk mücadelelerde başarılı olamayan Cem, çareyi Mısır’a gitmekte buldu. Cem Sultan’ın, Anadolu’dan Mısır’a yöneldiği zamanda, yolda kendisine ve ailesine saldıranlar oldu. Bu kişiler iltifat alabilmek ümidiyle bu durumu II. Bayezit’e de söylediler. Ihsan bekledikleri II. Bayezid onları şöyle azarladı:

“Siz kim oluyorsunuz ki Cem’e saldırıyorsunuz? Sonra da alçaklığınıza karşılık ihsan istemeye geliyorsunuz.” diyerek onları cezalandırdı. Mısır’a dönüşünde girdiği mücadeleyi de kaybedince Karamanoğulları’nın telkini ile Rodos Şövalyeleri’ne sığınan Cem, onlar tarafından Avrupa’ya bir koz olarak satıldı; onun, bundan sonraki ömrü zindanlarda geçti.

Papa VIII. Innocent, Cem’i özel olarak yanına kabul etmiş ve kendisine: “Kendi dininizden ayrı bir memlekete gelmekliğiniz nasıl bir mecburiyettir?” diye sordu. Bunun üzerine Cem: “Maksadım, başka bir memlekete iltica etmek değildi. Rumeli’ye geçebilmek gayesiyle Rodos Şövalyeleri’nden yol istedim, ancak söz ve yeminlerine sadakat göstermeyip beni yolda alıkoydular. Tam yedi yıl oldu, hâlâ yoldayım. Hayatım bir yol oldu. Şimdi de yanınızdayım. Sizin insaniyet ve adaletinizi daima duya geldim. Umudum odur ki beni yolda bırakmayıp Mısır’da bulunan anamın ve yavrularının yanına isal buyurursunuz.” Cem bu sözlerin ardından gözyaşlarını tutamadı.

Papa bir defasında da Cem’in Hristiyanlığa girmesine karşılık, Mısır’dan oğlunu getirip, ona kardinallik vereceğini teklif etti. Cem Sultan, bu teklif karşısında buz gibi olmuştu. Ve: “Ben sizden Mısır’ın yolunu istedim; siz bana batıl yol gösteriyorsunuz. Bizlere değil kardinallik, papalık vermek, bütün Roma’yı ayaklarımızın altına serseniz yine de Peygamberimizin (s.a.s.) izinden ayrılmayız. Eğer Hristiyan fakirlere sadaka vermekliğimizi yanlış değerlendirdiyseniz; biliniz ki bizim dinimizde sadaka fakire verilir. İslâm yahut İsevi fark etmez.” Dedi. Cem Sultan, papanın zehirlenmesi sonucu vefat etti. Cem’in ölüm sonrası gıyaben cenaze namazı kılındı. Cem’in cenazesi ancak dört yıl sonra Bursa’ya getirilerek dedesi II. Murat’ın türbesinin yanına defnedildi. Ölüm haberi gelince Osmanlı sarayında üç gün matem ilan edildi (1495).

Kısacası; Cem Sultan ve II. Bayezit arasındaki yapılan taht mücadelesi çok acı ve çok hasarlı geçmiştir. Hangi tarafı tutacağını şaşıran ve çok çok üzülen Türk Milleti, bu yıllara “ hüzünlü yıllar” diyerek hafızasında fazla taşımak istememiştir.