21 Eylül’de TRAMP AVM sahnesinde seyirciyle buluşan “Plastik Aşklar”, daha ilk dakikasından itibaren izleyicisini içine çeken, kahkahalarla düşündüren, düşündürürken kalbine dokunan bir oyun olarak hafızalara kazındı.

Başrollerinde iki usta ismi; Oya Başar ve Begüm Birgören’i aynı sahnede izlemek, tiyatroya gönül vermiş herkes için ayrı bir şanstı. Birbirinden çok farklı karakterleri, olağanüstü bir uyum içinde, sahneye hayatla aynı doğallıkta taşıdılar. Onların enerjisi sadece dekoru değil, seyircinin ruhunu da aydınlattı.

“Plastik Aşklar”, hayatın dramatik karelerini alıp seyircinin önüne tebessümle sunan bir oyun. Tam da bu yüzden etkisi bu kadar güçlüydü. Çünkü izlerken fark ediyorsunuz; aslında hepimizin içinden geçen acılar, kırgınlıklar, çatışmalar, sahnede bambaşka bir tatla yeniden can buluyor.

Salonun havasını baştan sona değiştiren şey sadece hikâye değildi; Oya Başar’ın yıllara dayanan ustalığıyla yoğrulmuş sahne hâkimiyeti ve Begüm Birgören’in içtenliğiyle parlayan oyunculuğu, adeta kalbimize sahici bir ayna tuttu.

Son zamanlarda izleyip de unutamadığım oyunların başında geliyor “Plastik Aşklar.” Çünkü sahneden yükselen sözler yalnızca kulağımıza değil, yüreğimize de dokundu. Bir oyun düşünün ki; sizi hayatın telaşından çekip alıyor, bir buçuk saat boyunca eğlendirirken düşündürüyor ve perde kapandığında hâlâ içinizde yankılanıyor.

Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Bu oyun sadece bir kez izlenip geçilecek bir oyun değil. Tekrar tekrar izlemek isteyeceğiniz, her seferinde başka bir ayrıntısına hayran kalacağınız türden.

Ve en önemlisi; bu oyun bize bir kez daha hatırlattı ki, sahne ışıkları ancak gerçek sanatçılarla parlar. Oya Başar ve Begüm Birgören, tiyatroya duyduğumuz inancı bir kez daha pekiştirerek, sanatın iyileştirici gücünü gözler önüne serdiler.