Anadolu’da sıkça kullanılan ve benim de çocukluğumda çok duyduğum bir söz vardır: “Delinin öğüdü çok, biri kendinde yok.” Bu söz, diğerlerinin hayatına bakarken bilgeliğin doruklarında gezmemizi, konu kendi hayatımız olunca el frenini çekip oturmamızı çok güzel anlatır.
Bu durum literatürde, adını adaleti ve bilgeliğiyle bilinen Kral Süleyman’dan alan ‘Solomon Paradoksu’ olarak bilinir. Buna göre; başkalarına karşı son derece akılcı cümleler kurarken konu kendimiz olduğunda en akılcı cümlelerimiz yerini en iyi mazeretlere bırakır. “Bu ilişki sana iyi gelmiyor.”, “Bu durumu daha fazla sürdüremezsin.”, “Artık bir sınır çizmelisin.” ve benzeri cümleleri rahatlıkla kurarken konunun muhatabı biz olduğumuzda zihnimiz şöyle der: “Farkındayım ama benim durumum farklı.”, “Koşular izin vermiyor.”, “Evet ama…” Peki, başkalarına verdiğimiz akıl neden kendimizde işlemez?

Diğerlerinin hayatına dışarıdan baktığımız için yaşadıkları durumlara duygusal yatırımımız yoktur ya da azdır. Duygularımız ve benliğimiz risk altında değildir, haliyle savunmaya da geçmez. Ancak hikâye bizim olduğunda bir karar vermek sadece bir problemi çözmek değil kendimizle de yüzleşmektir. Çünkü işin içinde sadece aklımız değil kalbimiz de vardır. Bu nedenle; başkalarına yeten aklımız, kendi cesaretimizi desteklemeye yetmez.

Ben beni herkesten iyi tanırım

Mevzu diğerlerine söylediklerimizi kendimiz için düşünemiyor oluşumuz değil düşündüklerimizin sonuçlarına katlanmak zorunda oluşumuzdur. Hepimiz kendi problemlerimiz üzerine düşünürken “Bunu bir arkadaşım yaşasa ona ne söylerdim?” diye içimizden geçirmişizdir. Bunu kendimize sorduğumuzda daha dengeli, çözümcül ve aklıselim değerlendirmeler yapma ihtimalimiz yükselir. Çünkü başkasına bir şey söylerken çoğunlukla duygusal bakmayız.

Birçoğumuzun en büyük yanılsamalarından biri kendimizi herkesten iyi tanıdığımıza inanmamızdır. Halbuki kendimizi iyi tanımak haklı çıkmaktan ve gerekçelere sığınmaktan vazgeçmeyi gerektirir. Solomon Paradoksu, bize adaleti ve bilgeliği kendimize de gösterebilmemiz gerektiğini anlatır. Bunu yapabilmenin yolu da kendimize şunu sormaktan geçer: “Bir başkası olsaydım, kendime ne tavsiye ederdim ve bunu neden kendime önerip uygulamaya geçmiyorum?”