Dunning-Kruger’den mitomaniye, liyakatten sadakate, yolsuzluktan hor görüye, Thomas Jefferson’dan post-truth’a hayatın ve ülkemizin gerçeklerini gün yüzüne çıkaran eşsiz bir kitap olmuş “Haysiyet”.

Sn. Ece Üner’in kalemine ve yüreğine sağlık diyerek sözlerime başlamak istiyorum. Biz okuyucularına böyle harikulade bir kitap okuttuğu için, ülkemizde halının altına süpürülmüş birçok konuyu ortaya çıkararak farkındalık yarattığı için, haysiyetsizce gerçekleştirilen birçok olaya karşı haysiyet dersi verdiği için teşekkürlerimi sunuyorum. Mürekkebiniz hiç bitmesin Ece Hanım.

Kitapta yüzün üzerinde başlıkta inanılmaz konulara yer verilmiş. Ele alınan her başlık tam kıvamında ne uzun ne kısa olmuş ve mesajı okuyucusuna net bir şekilde veren bir ustalıkla yazılmış. Hani bazı konularda algıda seçicilik yaparız da verilen mesajı filtreleyerek almak istediğimiz kısımlarını alırız ya, bu kitapta öyle bir ihtiyacınız olmayacak. Çünkü konular“kod açma” şeklinde size önce net veriyi ve bilgiyi sunuyor, sonunda da almanız gereken mesajı veriyor.

Ayrıca kitabı okurken bir not defterine ihtiyacınız olacak çünkü altını çizeceğiniz çok fazla satır olacak. Dolayısıyla bu satırları da not defterinize yazma hissiyatına kapılacaksınız. Aldığım notlar kaç sayfa tuttu bilmiyorum ama sadece bu kitaptan 33 adet alıntı almışım.

Kitap Resmi-5

Okuduğunuz bir kitap işin girdisidir, çıktı ise sizin bu kitaptan aldığınızdır, kitaptan sizde kalanlardır. Bir kitapta girdi çıktıdan çok büyükse ya sizde hiçbir şey bırakmamıştır ya da birkaç satır bir şey kalmıştır aklınızda. “Haysiyet”i okuyunca ise girdi ve çıktının birbirine son derece yakın olduğunu göreceksiniz, birçok konu hakkında bilgi edinecek ve bunların kalıcı olduğunu fark edeceksiniz.

Kendimde özel sektörde makine mühendisi olarak çalıştığım için, kitapta ilk olarak “Liderlik” kısmını çok beğendim. Çünkü liderlik, yetki ve unvan kullanarak birilerine istediklerinizi yaptırmak değildir; istekleriniz ve verdiğiniz görevlerin karşı tarafın da içinden gelerek, isteyerek yapmasını sağlamaktır. Ve bununla ilgili şöyle diyor sevgili Ece Üner: “Liderlik, kendi isteklerinizi başkalarının arzularına yerleştirme sanatıdır.”. Muazzam bir cümle.

“Ekmek mi Özgürlük mü?” konusunun ele alındığı Afrikalı ve Batılının hikâyesi, basının ülkede geldiği durumun gözler önüne serilmesi ve düşünce özgürlüğü kısmı yine beğenerek okuduğum ve birçok alıntı aldığım bölümler oldu bu kitapta. Ece Hanım’ın yer verdiği ve Vedat Türkali’nin dile getirdiği gibi: “Düşündüğünü söylemekten korkmaya başlarsa bir kişi, düşünmekten de korkmaya başlar.”

“Sarı Öküz” hikâyesi ile verilen mesaj ise dikkat edilmesi, üzerine düşünülmesi gereken bir durum. Çünkü başkaları zulme uğradığında, başkalarının hakkı yendiğinde, başkaları öldürüldüğünde, başkaları küçük düşürüldüğünde sesini çıkarmazsan; bunlar bir gün senin başına geldiğinde, o gün senin sesin olacak kimseyi bulamayabilirsin.

Her şeyi bildiğini sanan, Amerika’yı ben keşfettim düşüncesinde olan, her konuda fikir sahibi olan insanları çoğumuz sevmez. “Herbokoloji” başlığı ile bu tarz insanlara muhteşem bir atıfta bulunmuş Ece Hanım ve kendisinin de sayfalarında yer verdiği gibi maalesef bilgi sahibi olmadığımız her konuda fikir sahibiyiz çok şükür.

Hani şu Kaizen’i bulan adamların yani Japonların, ilahi memnuniyetsizlik felsefesini hiç duydunuz mu?Üç sene önce kadar Sn. Adnan Dalgakıran’ın “Yüzleşme” kitabında okumuştum ben. Japonlar bir işi çok iyi de yapsa, bir üretimi ya da bir inovasyonu kusursuz şekilde gerçekleştirseler de asla “Harika bir iş çıkardık. İşte en iyisini biz yaptık.” gibi söylemlerde bulunmazlar. Tam aksine ertesi gün, “İleride bir problem olur mu? Şurasını geliştirsek daha iyi olmaz mı?” gibi sorgulayıcı düşüncelerle ürünlerinde kusursuzluk ararlar ve hep daha iyisini yapmaya odaklanırlar. Üretici ara elemanlarının kaliteleri olsun ya da ürettikleri ürünlerin katma değeri olsun geldikleri yerleri biliyoruz. Dünya ekonomisinden aldıkları payı da biliyoruz. İşte bunun altında yatan sebeplerden biri de bu ilahi memnuniyetsizlik felsefeleridir ve hep daha iyisini yapmaya, hep geliştirmeye odaklanırlar. Oysa bizde öyle mi? Bir insan grubu var ki, kendini övmeyi, her işte öne çıkmayı, en iyisinin o olduğunu, en iyiyi onların ürettiğini söyleyen bir popülasyon. Ece Hanım, benim de içimde ukde kalan bu insan grubuna “Cahil Cesareti” başlığı ile dem vuruyor. Çok sevdiğim şu Dunning-Kruger sendromunu, işinde çok iyi olduğunu sanan yetersiz kişilerin gözünün içine sokuyor. Ve bu sınıfı da “Kifayetsiz Muhterisler” olarak adlandırıyor.

Peki bir başka soru daha geliyor, neden “Doğruyu söylemek gerekirse” deyişi türemiştir? Mitomani hastalığına yakalananlar da alıyor nasibini Ece Hanım’ın kaleminden. Çünkü yalan söylemek artık bir alışkanlık haline gelmiş durumda.

Empati çok önem verdiğim duygusal zekâ türlerinin en başında gelmektedir. İyi bir empatik yaklaşıma sahip olabilmenin yolu da iyi bir dinleyici olabilmekten geçmektedir. Karşı tarafı dinliyormuş gibi yapanlar, sırf cevap vermek için dinleyenler, karşısında biri konuşurken elindeki telefona odaklanarak güya dinliyormuş gibi yapanlar umarım Ece Hanım’ın sayfa 122’de ele aldığı bu konuyu okuduktan sonra bazı dersler çıkarabilirler. Ancak bunun için öz farkındalık da lazım ama neyse…

Kitapta ele alınan bir başka kıymetli konu ise hor görü çünkü siyasi görüşlerimizin ya da ideolojilerimizin farklılığı yüzünden karşı taraftaki doğruları ve hakikati kaybediyoruz. Bunun sonucunda da hoş görüden hor görüye evriliyoruz.

Bir de her olaya bardağın boş tarafından bakan insan grubu vardır değil mi? Bu tarz insanlar her birimizin hayatında bulunmuşlardır. Her şeyi eleştiren, her olaya olumsuzlukla yaklaşan ve eğer bir yerde başarısızlık varsa oradaki sorunu çözmek yerine bu sorunu ballandıra ballandıra anlatanlar; bu insanlar gereksiz yanan ampul gibi boşa enerji tüketirler. Karşısındaki insanın tüm pozitif enerjisini almayı başarırlar. “Cehennem Zebanileri” başlığı ile bu konuya ve bu tarz insan grubuna da çok güzel ince yapmış Ece Hanım.

Vladimir Zelenskiy’nin de hikâyesinin anlatıldığı “Liyakat mı Sadakat mi?” kısmı ise aşırı sadakatin nerelere kayabileceğine ve bu sayede liyakatin nasıl ortadan kaybolacağına dem vuruyor.

Kitapta yer verilen tüm başlıklar; bireysel ya da toplumsal birçok sorunu ortaya koyup eleştirirken, aslında erdemli, liyakatli, dürüst, ahlaklı, topluma ve kendisine saygılı bir insan olmanın da şifrelerini veriyor.

Benim bu anlattıklarım, bu derya deniz kitabın içinden sadece birkaç kum tanesiydi. Ben kitabın incelediği konularla ilgili sizlerde bir ana fikir uyandırması adına ele alınan başlıklardan sadece birkaç örnek verdim. Çok daha fazlası, gün yüzüne çıkmayı bekleyen birçok konu ve aydınlanmamızı sağlayacak sayısızca başlık “HAYSİYET” kitabında.

Herkese kesinlikle tavsiyemdir. Daha çok yazmanız ve bizleri daha çok aydınlatmanız dileğimle Ece Hanım, kaleminize ve yüreğinize sağlık.

Kitaptan aldığım iki güzel alıntıya yer vermek istiyorum:

“Zira başka yasalara uyulmayan yerde, çürüme tek yasa olur.”

“Adaletsizliği değiştiremezsiniz ama adaletsizlik karşısındaki duruşunuzu değiştirebilirsiniz.”

Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın…