Göz açıp kapayıncaya kadar hızla geçen bir dünyada yaşıyoruz. Telefon bildirimlerimiz ve sosyal medya hesaplarımız da ekranlarımızda hızla akıyor. Haliyle bu dijital yoğunluk duygularımızı da şekillendiriyor. Bize sağladığı sınırsız bilgi ve iletişimin yanında duygularımızı hızlandırarak derin bağlar kurmamızı engelliyor. Hatta artık derin bağlar kurma ihtiyacı da duymuyoruz. Çünkü sanal ortamın hızı yüzeyselliği beraberinde getiriyor. Ancak orada kurduğumuz hiçbir iletişim; bir bakışın, bir dokunuşun veya sarılmanın yerini alamıyor.
Duygularımızı derinlere taşı(ya)mamamızda sosyal medyada paylaşılan mutlulukların yarattığı baskının da etkisi var. Kendi hayatını sürekli diğerlerininkiyle kıyaslayan birinin, kendini yetersiz hissetmeme şansı var mıdır? Mesela siz, sizden daha kötü ve mutsuz haldeki insanların paylaşımlarını izlemek için ayırdığınız süre ile sizden daha iyi ve mutlu olan insanların paylaşımlarına ayırdığınız sürenin aynı olduğunu düşünüyor musunuz? Maruz kaldığınız içeriklerin beyninizi hızlıca etkilediğinin ancak size gerçek bir tatmin sunmadığının ne kadar farkındasınız?
Oysa dijital dünya, duygusal farkındalığınızı geliştirmek için size fırsatlar da sunuyor. Takip ettiğiniz sayfalar, destek grupları, bilimsel ve sanatsal içerikler kişisel gelişiminiz ve duygularınızı tanımanız için eşsiz fırsatlar yaratabilir. Dijital dünyayı bilinçli kullanmak ve duygularınıza zarar vermeden ondan beslenmek elinizde.
Görünmeyeni görmek
Daniel Goleman’ın “Duygusal Zekâ Neden IQ’dan Daha Önemlidir?” diye sorarak tanımladığı duygusal zekânın; yani kendi duygularını tanıma ve yönetme ile diğerlerinin duygularını anlama ve onlarla sağlıklı ilişkiler kurma becerisinin farkında olmak gerçek dünyada olduğu kadar dijital dünyada da önemli.
Nasıl ki duygularınızın esiri olmamak için onların farkında olmak gerekiyor; dijital dünyanın esiri olmamak için de onu yönetmeyi bilmek gerekiyor. Telefon ekranımız çoğu zaman sadece bir filtre ve o filtrenin arkasındaki gerçekliği görmek tercihimizle mümkün. Çünkü gerçek bir dokunuş, gerçek bir göz teması ve empati hiçbir ekranla yer değiştirmeyecek.