HİLÂFET-İ KÂMİL’E !... ( 2)
İkinci Halife Ömer el- Farûk İbnü’l-Hattâb radiya’llâhu anh Efendimiz, Halid bin Velîd’in Yahûdî Kölesi, Ebü’l- Lü’lû tarafından hançerle çok ağır bir şekilde yaralandığında, öleceğini anlayınca, iki önemli vasiyyette bulundu.
Oğlu Abdullah bin Ömer’i Mü’minllerin annesi, Aişe Validemiz, radiya’llâhu anhâ’ya gönderdi. Annemiz’e seilamımı ilet, Biliyorum, Hücre-i Saâdet’de yalnız bir kişilik yer kaldı. Annemiz orasını kendisine ayırdı, bu da onun en tabî’î, hakkı’dır, izin verirse beni diğer iki arkadaşım’dan ayırmasın, elbette takdir kendilerinindir,” buyurdu.
Abdullah İbn-i Ömer radiya’llâhu anh, Aişe Validemize gitti, babası’nın selamını iletti, ma’ruzatını arz’etti. Aişe Valide’miz, memnuniyyetle kabul buyurdu. Ve “Ben Resûlu’llâh salla’llâhu aleyhi ve sellem’den, işittim, ki,” Eğer benden sonra Peygamber gönderilecek olsaydı, Şüphesiz o. Ömer el- Fâruk İbnü’l-Hattâb olurdu,” buyurmuştu. Hazreti Ömer el- Faruk İbnü’l-Hattâb, yine de ihtiyatlı davranarak, “Oğlum Abdullah, Vefatımdan sonra Teçhiz-ü Tekfîn yapıldığında, ( Gasl ve kefenleme) tamamlanıp, defin için hazır olduğumda, Aişe Validemize bir daha gidip izin iste… Ola ki, kararından pişmanlık duyarak vazgeçmiş olabilir,” diye vasiyyette bulundu. Abdullah İbn-i Ömer, Teçhiz-ü Tekfin tamamlanıp defin için hazır olduğunda, bir kerre daha Aişe Valide’mizi ziyaretle izin istedi, izin verildi ve Hazreti Ömer dünya aüleminde hiç ayrılmadığı diğer iki arakadaşıyla, Berzah âleminde de ayrılmamış oldu.
Hazreti Ömer el- Fârûk İbnü’l-Hattâb radiya’llâhu anh Efendimizi kendisinden sonra Asbhabı Güzind’den herhangi bir şahsı işaret buyurmamış, hepsi de Aşere-i Mübeşşere’den (Peygamber’imiz tarafından dünya’da iken cennetle müjdelenen 10 kişiden) altı kişiyi,Osman bin Affan,Ali bin Ebû Talip, Talha bin Ubeydullâh, Zübeyr bin Avvâm, Sa’d bin Ebî Vakkâs, Abdurrahman bin Avf Hazaratını rıdvanu’llâhi aleyhim Ecme’în ” Hilâfet ŞÛ’rası,” olarak seçti. Kendi aranızda meşverette bulunun, Meşveretinize diğer Sahabe’nin ileri gelenlerini de dahil edin, çok geniş bir şu’ra ile, aranızdan birisini, Halefe olarak seçiniz,” diye vasiyyette bulundu.
Hazreti Ömer radiya’llâhu anh, Efendimizin ebediyyyete intikalinden sonra, Hilâfet Şu’râ Hey’ eti kendi aralarında ve Ashab-ı Güzîn’in ileri gelenleriyle yaptıkları çok geniş bir istişare’den sonra, Hazreti Osman Bin Affan’ı Halife olarak seçti ve Ashab-ı Güzîn’in tamamının ittifak ve icmâ’ı ile Hazretiu Osman bin Affan Halife seçilmiş oldu. Esasen, Hazreti Ebû Bekr es-Sıddîk radiya’llâhu anh Efendimizin Halifeliğine sadece, bir kişi,Sa’d bin Ubâde i’tiraz etmiş o da kısa bir müddet sonra Medine-i Münevverei terk ile Şam civarında bir karyeye yerleşmiş ve orada yalnız olarak vefata etmiştir. Bunun dışında, Hulefâ-i Râşidîn Efendi’le Vdkdlrimizin hepsi, Hazreti Hasan bin Ali, Efendimiz de dahil, Ashab-ı Güzîn’in ittifak ve icmâ’I ile seçilmişlerdir.
Hazreti Osman bin Affan’nın şehid edilmesinden sonra, zuhur eden büyük fitne’nin, Cemel ve Sıffîn vak’a’larının hilâfet ve Saltanat ile uzaktan- yakından hiçbir alaka ve münasebeti yoktur. Cemel ve Sıffîn vak’a’larına sebebiyyet veren Fitne-i Uzmâ’nın te’sirleri uzun müddet devam etmemiş, Ehl-i Sünnet emîr, melik ve müçtehid’lerinin basiretli tavırları ile kısa zamanda sona ermiştir. “Bu fitne zuhur ettiğinde, nasılki, kılıçlarımızı kandan temiz tutmuşsak, şimdi de dillerimizi temiz tutalım, mes’ele, herhangi bir saltanat ve dünyevî bir mes’ele olmayıp, tamamen içtihadî bir mes’ele’dir. İçtihadî bir mes’ele’de isabet eden taraf, iki ecir, hata eden taraf ise bir ecir kazanır. Taraflardan hiçbirisi, asla ta’an edilmez.