1162 yılında bir gece Nureddin Zengi rüyasında Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’i görür ve Efendimiz kendisine çok huzursuz görünür bu rüyada. Ancak uyandıktan sonra yeniden uykuya yenik düşer ve Peygamber Efendimiz yeniden kendisine görünerek: “Nureddin sıkıntıdayım, beni bu iki adamdan kurtar.” der. Zengi paniklemiş halde rüyadan uyanır, abdest alarak Yasin-i Şerif okumaya başlar, okuma esnasında içi geçince yeniden uykuya dalar ve üçüncü kez Efendimiz rüyasında Zengi’ye görünür. Telaşla ve sıkıntı içinde uyanan Zengi, rüyasında Peygamber Efendimiz'in göstermiş olduğu bu iki adamı bulmak için alelacele Medine’ye giderek bu işi çözmenin planını yapar.
En güvendiği insanlardan bir birlik kurarak Medine-i Münevvere yollarına düşer. Gitmeden önce de kafilesindekilere şehrin tüm çıkışlarının tutulması gerektiğini tembihler ve adamlarına şunu söyler:
“Tüm şehir ahalisinin ikindi namazı sonrasında Mescid-i Nebevî’nin avlusunda toplanmasını sağlayacaksınız ve benim ziyarete geldiğimi belirtip, tüm ahaliye hediye dağıtacağımı anlatacaksınız.”
Zengi’nin şehre gittiği gün, şehir halkı ikindi namazından sonra Mescid-i Nebevî’nin avlusunda toplanmaya başlar ve Zengi hediye dağıtım işini adamlarının başında bulunarak izler. Ancak saatler geçip akşam olmuş olsa da Zengi bu iki adamı hâlâ görememiştir ve subaşıya “Hediyeleri almayan kaldı mı?” sorusunu iletir.
“Medine yerlisi olarak herkes aldı ama birkaç ay önce Endülüs’ten gelen iki derviş var ve onlar almadı. Ancak onlar çok zenginler ve hediye almazlar, aksine halka yemek yedirirler, ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunurlar, namazlardan sonra Kur-an okurlar ve halka da nasihatte bulunurlar.” diyerek, cevap verir subaşı.
Zengi, bu iki adamın çağırılmasını ister ve adamlar geldiğinde onları bir miktar sorguya çeker. Dervişler, tüccar olduklarını ancak iş hayatına biraz ara vererek, dünya telaşından uzaklaşıp, kendilerini ibadete verdiklerini söylerler. Sorgusunun sonunda Zengi, Latince olarak “Ad majorem Dei gloriam!” der. (Tanrı’nın ihtişamlı görkemi için!)
Bu slogan bir Haçlı sloganıydı ve Zengi’nin bu cümleyi bitirmesiyle beraber dervişlerden biri istemsizce sağ elini kımıldatır. Zengi’nin rüyasında Peygamber Efendimiz’in gösterdiği iki kişi gelir gözlerinin önüne ve bu iki adamın kaldığı eve gidilmesini ister. Adamlar telaş içinde bunun olmaması için uğraş verirken, Zengi kararlı bir tutumla “Evinize gidiyoruz.” der. Eve girdiği zaman odanın ortasında bulunan ahşap sini ve onun altında bulunan kilim dikkatini çeker ve bunların kaldırılmasını emreder. Sini ve kilim kaldırılınca bir kuyu görürler. Zengi, Subaşıyı bu kuyuya sokarak ne olduğunu anlamasını ister ve subaşının cevabı ile gerçekler ortaya çıkmış olur. Bu bir çukur ya da kuyu değildir, kazılmış bir tüneldir ve bu tünelin ucu Hz. Muhammed’in kabr-i şerifine uzanmaktadır.
Nureddin Zengi’nin sorgusu sonucunda ise yakalanan hainler şöyle der:
“Biz ikimiz Vatikan istihbaratı Kanonik teşkilatına bağlı, Portekiz Lizbon Kilisesi’nin savaşçı rahipleriyiz. Bizzat Papa III. Alexander Tertius tarafından görevlendirildik. Amacımız peygamberinizin cenazesini kabrinden alıp, Vatikan’a götürmekti.”
Hatta bu olaylardan birkaç gün önce Medine’ye yağmur yağması sebebiyle bu tünelin çöktüğünü ve işlerinin bundan dolayı uzadığını da itiraf ederler. Eğer yağmur yağmasa bu rahipler belki de emellerine Nureddin Zengi fark etmeden ulaşacaklardı.
Derviş değil, Portekiz Kilisesi’nin savaşçı rahipleri oldukları ortaya çıkan bu iki kişinin kellelerinin alınmasını emreder Nureddin Zengi.
Şöyle demiştir Mevlânâ:
“Türlü şeytan var ki, insandır hele,
Aldanır olman, uzanmak her ele.
Avcı, aldatmak için ıslık çalar,
Böyle taklitten, tuzaklar kuş dolar.
Aldanıp kuş, geldi sanmış eş sesi,
İnse göklerden, tuzaktır hissesi.
Dervişândan söz çalar alçak kişi,
Hilekardır, insan aldatmak işi.”
Zengi, bu olaydan sonra Ravza-i Mutahhara’nın etrafına çok geniş ve derin bir hendek kazdırır. Açılan bu hendeğin içine kalay eriterek döktürür ve böylelikle Peygamber Efendimiz’in mezarının etrafına kalın bir duvar ördürmüş olur.
1118-1174 yılları arasında yaşayan Nureddin Mahmud Zengi Halep’te doğmuştur. Babası İmadüddin Zengi Ca’ber Kalesini fethetmek üzere iken kölesi tarafından öldürülünce Halep şehri ve çevresi Nureddin Zengi’ye kaldı.
II. Haçlı Seferinde, Haçlıların ilerlemesine engel olmuştur. Babasının Urfa’yı fethinden sonra kısa süreliğine Haçlı kontrolüne giren Urfa’yı 1146’da yeniden almıştır. 1153 yılında Yukarı Mezopotamya, Güneydoğu Anadolu ve Suriye'yi hâkimiyeti altına aldı. 1154’te Şam’ı aldı. Haçlılar ile olan mücadelesi yaşamı boyunca hep devam etti. Şirkuh ve Selahaddin Eyyubi'yi Mısır’a göndererek, Fâtımiler’in Haçlılar ile anlaşmasını engellemiştir. Selahaddin Eyyubi tarafından gerçekleştirilen Kudüs fethinin zeminini hazırlayandır.
Nureddin Mahmud Zengi, adil bir hükümdar idi. Bu yüzden O’na kendi halkı tarafından el-Emir’ul-Adil (Adil Hükümdar) lakabı uygun görülmüştür. Haftada iki gün halkının huzuruna çıkarak şikayetleri dinlerdi. Haksızlıkları önlemek ve devletin menfaatlerini korumak için muhteşem bir haber alma teşkilatı kurmuştur. İlk Darul Hadis’i O kurdurdu. Rasathane kurdurarak güneş saati yaptırdı. 1174 yılında Şam’da vefat etmiştir. Kendisi tarafından yaptırılan Şam’daki Nuriye Medresesi’ne defnedildi.
Nureddin Zengi’nin üç hedefi vardı:
1- Kudüs’ü Haçlılardan geri almak: 88 sene süren Katolik Hristiyan egemenliğinden sonra Kudüs’ü Haçlıların elinden 1187 yılında Selahaddin Eyyubi alır. Ama bu aşamaya gelinmesinde ve fethin gerçekleşmesinde Zengi’nin yaptıkları çok kıymetlidir.
2- Şii mezhebinden olan Fâtımiler’e son vermek ve dünya üzerinde İslam birliğini yeniden sağlamak: 1171’de Adıd ölünce, Selahaddin Eyyubi Fâtımi Devleti’ni yıktı ve İslam Hilafetini Bağdat’ta bulunan Sünni Abbasi Halifeliği’ne bağladı. Ancak İslam birliğini sağlamak konusunda Zengi de başarıya ulaşmıştır.
3- Konstantiniyye’yi fethetmek: Tarih boyunca Konstantiniyye 32 kez kuşatıldı. Ancak 32. ve son kuşatmasında, Konstantiniyye 29 Mayıs1453 günü Osmanlı Devleti’nin eline geçti ve Doğu Roma İmparatorluğu tamamen yok oldu ve bu zafer Fatih Sultan Mehmed Han’a nasip oldu.
Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın…