YAMAN SAVRULMA!...

“ Hak’dan ötesi, ancak, dalâlettir.” Bir kerre, Resûlün ve Ashabı’nın yolu demek olan, ehl-i sünnet ve’lcemaat yolundan sapıldığında, uzaklaşıldığında, artık nerede durulacağı belli olmaz.Ehl-i sünnet akidesinden uzaklaşanların nerelere savrulduklarına pek çok kerre şahid olmuşuzdur. İmam-Hatip Mektebini memleketi Trabzon’da bitirdikten sonra,İstanbul Yüksek İslâm Enstitü’sünden me’zu’n olduktan sonra,İstanbul’a vaiz olarak ta’yin edilir.1960’lı yılların başlarında,İstanbul müftü ve vaizleri, haftanın Cumartesi geceleri, Bayezid- Yümni Düğün salonunda toplanır, dinî,fıkhî, mes’ele’leri müzakere eder, aramızdanba’zılarına daha derinlemesine araştırıp, müteâkıb hafta müzakere için rapor hazırlardık.Bu zat ve Mustafa Sabri ismindeki bir diğer arkadaşımız, husûsî sohbet’lerimizde,” Müftü- vaiz maaşlarıyla geçinilmez, en iyisi zengin bir aile’nin kızıyla evlenilmeli,” diyorlardı.Bu zat’ın zengin birisinin kızıyla evlenip, evlenmediğini bilmiyorum, ama, Mustafa Sabri Erdodoğdu arkadaşımızın,devrin Dahiliye vekili, Korkud Özal’ın kızıyla evlendiğini biliyorum.Sakalbıraktı, bir şekilde,yurtdışına, Almanya’ya gitti. Burada, Türk işçilerinin kesif bulundukları, Hayimlerde,mescid’lerde sohbetlerde bulundu.” Beni buraya Mahmud Ustaosmanoğlu Efenid Hazret’leri gönderdi.Trabzon’da bir fabrika kuracağız,siz’le bu fabrika’ya yatırdığınız para nisbetinde ortak olacaksınız,Memlekete döjndüğünüzde, işiniz hazır olacak, siz çalışmasanız bile herhangi bir yakınınız çalışacak,” diye, pekçok işçiyi ortak kayd’ederek,önemli bir miktar meblağ toplayarak, Türkiye’ye döndü. Gerçekten de Trabzon’da, “ Baş Çelik Eşya Fabrikası,” diye, bir fabrika kurdu.Çatal,kaşık,kepçe gibi çelik sofra takımı üretmeye başladı, aktif bir pazarlama ile Türkiye genelinde çokbüyük satışlar yaptı, çok büyük paralar kazandı.Gazete neşr’etti,Televizyon skanalı kurdu, kesmedi, B.T.P.( Bağımsız Türkiye Partisi,) diye, bir partı de kurdu.Mahmud Efendi’nin adını vererek ortak olduklarını zanneden vei önemli miktarlara para veren kimseler, Türkiye’ye geldiklerinde, ortak olduklarını zannettikleri fabrikaya geldiklerinde, “kendilerine, burası Haydar Baş’ın şahsına aid bir fabrikadır, sizlerin burada herhangi bir hissedarlığınız, ortaklığınız, söz konusu değildir,” denildi.Aldatıldıklarını geç de olsa anladılar, ama,çok geçmişti, derin hüsrana uğradılar. Trabzon sokaklarında, kimsesiz, derbeder bir şahıs dolaşıyordu. Meczub’lar cümlesinden birisiydi. Vefat haberini alınca, kendisini fabrikası’nın yakınlmarında bir yere defn’ettirdi,” Bu zât, Kadirî Tarîkati’nin son şeyhi idi. Ölmeden evvel beni halife olarak seçti,ben, artığk, Kadirî Tarîkati’nin son Şeyh’iyim, demeye başladı, pek çok sıfat ve unvanlarına bir de Kadirî şeyh’liğini eklemişti. Bütün bu sıfat ve unvanlar kesmedi, bu sefer dümeni Şî’aya kırdı,devrin,Kadırga adlı, Tv. Kanalına verdiği bir mülakaatta,” Ben esasen Türk Milletini hiç anlamadım, batılın yanında, küfrün yanında, yani,batıla hak, hakka batıl diyenleri, omuzlarında taşıyan bir anlayışın ma’alesef, hayata geçiren elemanları oldu.” “ Tohumu Sakife’de atılıp yeşertilen bu anlayış, Muaviye ile( radiya’llahu anh) saltanat bulmuş, Emevî siyaseti ve kanlı sünnî sultanları olarak devam edegelmişti. Bugün İslâm Coğrafya’sının yaşadığı ağır imtihan budur.” Tıpkı, Şî’a imamları, mo6yya’lar gibi,ehl-i beyt istismarı, Ashab-ı Kirâm düşmanlığı Peygamber’in ve onun Ashabı’nın yolu demek olan, Sırat-ı Müste’kîm, ehl-i Sünnet düşmanlığı!..Ehl-i Sünnet Akidesiyle, ehl-i Sünnet müslümanları ile Şi’î’ler arasındaki kalın kırmızı çizgi, Hazret-i Muaviye radiya’llâhu anh, Efendimizdir. Herkim, Hazret-i Muaviye radiya’llâhu anh Efendimize düşman ise,onun kalbinde, şî’a marazı vardır. Şî’a, taraftarlığı, şî’a, müdafaası, ehl-i beyt istismarı da kesmedi, bu sefer dümeni “Kemalizm,” e kırdı.Başına kalpak geçirdi, Kuvva-i Milliyeci, azılı bir Kemalist oldu.Kurtuluş,Kemalizim’dedir, biz siyasetimizi, Kemalizm’in esasları üzerine bina edeceğiz,” diye,gazeteler manşet oldu,Televizyon kanallarındaki tartışmalara katıldı.Nereden nereye?!...