Bazı geceler uyumak için değil, unutmak için yatar insan. Yorgun bir ruh, dolmuş bir göğüs, göz kapaklarının altında yığılan kelimelerle… Ve yastığın bir tarafı artık taşıyamaz olur bütün o ağırlığı. Çevrilir yastık sessizce, karanlıkta, içsel bir tören gibi.

Yastığın diğer yüzü, serindir. Çünkü orada henüz hiçbir gözyaşı ıslatmamıştır dokuyu. Henüz ne bir pişmanlık sızmıştır oraya, ne bir iç çekişin buharı. O yüzden çevirdiğimiz yastık, aslında içimizde bir “yeniden başlama” çabasıdır. Uyku değil, biraz daha dayanma arzusudur.

İnsan çoğu zaman oraya yüzünü değil, kalbini koyar. Yastık, başı taşır gibi görünür ama aslında en çok düşünceleri taşır. Sessizdir ama doludur. Ve geceler, kimsenin duymadığı en gür konuşmaların mekânıdır.

Bir ayrılığın ilk gecesi, bir hayal kırıklığının ardından gelen suskunluk, bir vedanın göğsü sıkıştıran yankısı… Hepsi yastığın içine siner. Ama o serin taraf… işte orası, umudun kaldığı yerdir.

Yastığın diğer yüzü bazen bir kaçış, bazen bir kabulleniştir. “Bugün olmadı ama belki yarın olur” diyen o kırılgan direniş… Belki de sadece susmak isteyen ruhun, bir süreliğine başka bir yüzle temas etme isteği.

Yeni umutları gönlümüze ektiğimiz yeni bir haftada taze bakışlarla görüşmek dileğiyle hoşçakalın.